ATATÜRK ve CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI YARATMAK

Cumhuriyet düşmanlığı, dolayısıyla Atatürk düşmanlığı yaratmak her nasılsa son dönemlerin modası oldu. Buradan nemalananlar olduğunu düşünüyor insan ister istemez.

Örneğin tepkiye göre çoğu zaman yan çizmek, tutulansa bile gereken cezayı almayacağını bilmek, ölmüş biriyle uğraşmak son dönemin popüler modası oldu sanki. Eee ortamın zihniyeti konuya sahip çıkmazsa daha fazla bir şey beklenmez zaten. Çünkü konuyla ilgili benzer söylemler ve eylemler belki de ödüllendiriliyordur kim bilir.

Kayseri'de Kadir Gökçek (26), sosyal medya hesabı üzerinden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı.

Atatürk'e hakaretlerde bulunan, Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan,  Çukurova Üniversitesi'nde öğrenciler tarafından protesto edildi.

Malatya'da sosyal medya üzerinden Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'e hakaret ettiği iddiasıyla gözaltına alınan öğretmen tutuklandı.

Boğaziçi Üniversitesi'nde 5 yıl önce yaptığı konuşmada Atatürk'e hakaret eden Yunan asıllı İngiliz yazar Hamza Andreas Tzortzis ve organizasyonu düzenleyen Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü yetkilileri hakkında, suç duyurusunda bulunuldu.

Gaziantep Şahinbey’deki İyinacar Camii’nde, bayram namazını kılmak için camiye gelenlere yaptığı konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye hakaret içeren ifadeler kullanan imam Fadıl Yılan serbest bırakıldı. 

Misvak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde 19 yıldır çalışan "Miralay" isimli çizerin kovulduğunu duyurdu. Misvak'ın açıklamasıyla İBB'de çalıştırıldığı ortaya çıkan Miralay, daha önce Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü "eşek" olarak betimlemesiyle tepki çekmişti.

Geçen hafta içinde de densizin, ahlaksızın, karaktersizin, adinin, alçağın biri yine saçmaladı. Terbiyesizliği tavan yaptı. Bu terbiyesizliğe iktidar partisinin üyeleri bile tepki gösterdi. Peki, ne diyordu bu şerefsiz insansı:

Cumhuriyet’i getiriyorum’ yalanıyla başa geçtikten sonra Devlet ve Millet düşmanlarına verdiği sözlerin gereği olarak 15 sene Cumhur’dan kaçan, Millet’in Egemenliği’nden rakı bardaklarına sığınan bir İslâm Düşmanını, 3 kuruş için tepenize oturtmaya değer miydi...”

Bu zatın durumuna bakın. Örneğin anası Yunan’ın olmamış, okumuş etmiş, birey olmuş, seçme seçilme hakkı edinmiş, ezanın dinmediği ve bayrağın inmediği topraklarda tüm haklara sahip yaşıyor. Kendisine yakıştıramadığı yönetim biçiminin ter türlü nimetlerinden yararlanıyor. Daha da olmadı dilini serbestçe kullanıyor. Kaleminden kin damlasa da yazabiliyor. Bu topraklarda imzası bulunan, dokunulacak, eleştirilecek en son kişiye utanmadan laf ediyor. Ne denir böylelerine. Bir şey söylemeye değmez. Hadi oradan zır zop.

İstanbul’da bir caminin sözde imamı H. Ö. adında biri çıktı. Sosyal medyadaki paylaşımına göre densizce ve ahlaksızca yazdıkları aynen şöyle:

“Mustafa’yı nikâhıma alır, karım yaparım.”

Uygun ortamı bulunca ahlâksızlık, karaktersizlik, şerefsizlik, hainlik nerelere varıyor gördünüz değil mi? Demek ki bu hain ardında büyük destek bulacağını ve kendisine bir şey yapılamayacağını çok iyi biliyor ki bu cesareti gösterebiliyor.

Ancak bu yüreksizler yeri gelince kıvırtmasını iyi bilirler. “Ben o kişiyi kastetmedim ki.” diyebilir. Hadi öyle olsun. Peki, be geri zekâlı, Mustafa erkek ise nikâhına almak de ne oluyor, sapık!!!

Önceleri "Kurtuluş Savaşı'nı keşke Yunan kazansaydı" diyen, şimdilerde "Atatürk'ü seven Müslümanları ahmak ya da sahtekâr olmakla" suçlayacak kadar ileri gidenler… Anıtkabir'de Atatürk'e hakaret içeren sözler söyleyerek, sanki büyük bir marifet yapıyormuş gibi bu anı videoya çekenler… Atatürk'ün ölüm yıl dönümünde yapılan saygı duruşunu putperestlikle özdeştirerek, Atatürk'e hakaret edenler… Atatürk heykeline balta ile saldıracak kadar akıl tutulması yaşayanlar… Her gün bunlardan birini basından okur olduk…

Birkaç ay öncesine kadar sıcak gündemini koruyan ve sözde bir tarihçinin “Kurtuluş Savaşında keşke Yunan galip gelseydi.” diyen birinin üstelik de beklenmedik yerlerden ilgi gören birinin bu apaçık sözleri Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı değil de nedir? 

Yazılı ve görsel medyaya geçmişe dönük öylesine bir yolculuğa çıksanız öteden beri böylesi ifadelere ve eylemlere çok rastlarsınız. “Bu ne cesaret?” Demek ki güç aldıkları önemli yerler olmalı ki bu cesareti gösterebiliyorlar. Kişisel ya da kurumsal olarak son yıllarda öylesine kanıksandı ki benzer söylemler, insanın midesi bulanıyor. Bunlar,  Cumhuriyet rejiminin hain markalı ürünleri. Çünkü bu rejimin ilginç bir yanı da hainleri kendi içinde doğmasına göz yumması, besleyip büyütmesidir. 

Ünlü köşe yazarlarından Bekir Coşkun 10 Mayıs 2017 tarihli ‘Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği’ başlıklı köşe yazısında şunu yazmıştı:

“Hırsız diyemedikleri için…

Yalancı diyemedikleri için…

Üçkâğıtçı diyemedikleri için…

Vatan haini diyemedikleri için…

Yağmacı, talancı diyemedikleri için manevi çocuklarıyla ilişkisi iftirasını deniyorlardı.

Niçin?.. Çünkü bu dünyadan gittikten sonra bile ülkesini 80 yıldır yöneten tek önderdir Atatürk. İstilacının yenemediği tek liderdir.”

Konuyla ilgili olarak şunu önemle belirteyim ki, Atatürk’ün manevi şahsiyetine yönelik hakaretlerde bulunalar ne Atatürk'e ne de Cumhuriyet'e zarar verebilir. Ancak sinek küçük de olsa mide bulandırıyor. Kin ve nefretle doldurulmuş her türlü eylemlerin ortak değerlere saygı açısından cezasız kalmaması gerektiği gibi, yasada suç olarak düzenlendiğinden de hukuk devleti gereğince mutlaka cezalandırılması gerekir. Kamu otoritesi, yasalarla koruma altına alınan hukuki yarar ve değerleri, ancak ilgili yasaları uygulayarak koruyabilir. Baltalı ve provakatör şuursuzların serbest kalmaması ve devlet erkânlarının bu türden hadsizlikler karşısındaki tutumlarında da dikkatli olmaları gerekir.

Ulus olmak ancak sahip olunan ortak değerleri korumakla olur. Türkiye için bu değerlerden en önemlisi Cumhuriyet, bir diğeri ise bu Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin simgesidir. Bu nedenle, Atatürk'ün manevi şahsiyetinin korunması, Türkiye Cumhuriyeti'nin değerlerinin korunması anlamına gelmektedir.

Yakın tarihe şöyle bir göz atacak olursak, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen yaptırımların Atatürk'e hakareti yeterince önleyemediğinden hareketle, 1951 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan "5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun" ile Atatürk'ün hatırası aleniyetle yapılan hakaret içerikli eylem, söz ve yazılara karşı koruma altına alarak; bu türden davranışları özel olarak cezalandırmayı tercih etmiştir. İlgili Kanunun 1. maddesinde suça konu eylem tanımlanırken; 2. maddesinde suçun basın yoluyla işlenmesi, umuma açık yerlerde işlenmesi gibi nitelikli hallerine yer verilir. İlgili kanunun ilk maddesi şöyledir:

"Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir."

Atatürk'ün hatırasına hakarette, alenen hakaret edilip edilmediği, maddi unsur açısından suç sayılan husustur. Suçun manevi unsuru bakımından gereken genel kast içinse, söz ve yazıda eleştiri olarak kabul edilemeyecek ifadelerin, küfrün veyahut uygunsuz bir benzetmenin varlığı gerekir.

Bu açıdan Atatürk'ün şahsiyetini hatıraları, inkılapları ve vizyonu kapsamında ele alarak, bunları hedef alan yazı ve sözler ile asılsız ve dayanaksız beyanların hakaret suçunu meydana getireceği söylenebilir.

Açıkça işlenen ilgili suçlar karşısında Cumhuriyet başsavcılıkları, şikâyete gerek olmaksızın büyük bir kararlılıkla soruşturma başlatmak zorundadır.

Özetle, bugün yaşadığımız özgür ülkeyi bize kazandıran Atatürk'e hakaret, onun temsil ettiği tüm değerlere hakarettir. Devrimlerine hakarettir, Cumhuriyete hakarettir. Türk Milletine hakarettir. Ve bu suç, kesinlikle cezasız kalmamalıdır.

Hakarete kalkışanlara bakıyorsun ne tiplerinde hayır var ne de giyim kuşamlarında. Bu ülkede pek çoğu İngiliz destekli 72 tarikatın varlığından söz ediliyor. Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki Türk ulusunu topla tüfekle yok etmek olanaksız. Bu yüzden din ekseninde destekledikleri ve şişirdikleri bu sözde tarikat grup üyelerini kimi zaman fazla gaza getirip hızlarını alamayacak biçimde Atatürk’ün manevi şahsiyetine yönelik hakaretlere girişmelerini fazlasıyla destekliyor olmalılar. Ondan sonra da savaş meydanlarında Mustafa Kemal’e yenilenler bu gelişmeler karşısında pis pis sırıtıyorlar. Merak etmeyin, dünyanın hain senaristleri bu kuyruk acınız kola kolay geçmez!

Bir de gazete ve dergi olarak geçinen tek tük paçavralarda kaleminden kin, nefret damlayan sözde yazarsılar var. Bunlar da zaman zaman işi azıtıyorlar. Bu paçavralardan birinin sözde bir tv kanalı 10 Kasım 2015’te Atatürk’ün ölüm yıldönümünün sabahında “Zulüm 1938’de son buldu.” Alt yazısını yazmadı mı? Ninelerine, dedelerine sormak lazım: Yunan zulmünden onları kim kurtardı? Hadsizliğe, terbiyesizliğe ve sözde cesarete bakar mısınız?  

Yıllarca söyledim, yıllarca yazdım, yıllarca paylaştım. Atatürk benim en hassas kırmızıçizgimdir. Ona en küçük yan bakan, en küçük dil uzatan olursa karşımda babam olsa tanımam. Hem de canım pahasına tanımam.

 

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.