CUMHURİYET’İ ANLAMAK

Cumhuriyet Bayramı…

Dünyanın en güzel rejiminin bayramı…

Tam yok oldular derken, Mustafa Kemal liderliğinde yeniden dirilişin, yeniden şahlanışın bayramı…

Özgürlüğün, bağımsızlığın, demokrasinin bayramı…

Erkeklerin, çocukların, özellikle de kadınların bayramı…

Uygarlığa kucak açışın, yaşama yeniden merhaba deyişin bayramı…

Milli Mücadelenin, birlik ve beraberliğin, tam bağımsızlığın, çağdaş eğitimin, bilimin bayramı…

Eleştirel düşünmenin, biat kültürüne başkaldırıya son vermişliğin, üretimin ve teknolojinin bayramı…

Kimsesizlerin kimsesinin bayramı…

1923-2019…

Aradan geçen tam 96 yıl…

96 yıllık onurun, gururun, şan ve şerefin bayramı…

Daha da önemlisi insan olmanın bayramı, insan olmanın…

Ülkemiz için ‘Cumhuriyet’, yalnızca öylesine bir ‘Cumhuriyet’ demek değildir. Çok daha fazlasıdır. Bağımsızlıktır, özgürlüktür, ulus egemenliğidir, demokrasidir, barış toplumudur, uygarlıktır, köklü kültür birlikteliğidir.

Cumhuriyet insan hak ve özgürlüklerinin, insanca yaşamanın, aydınlığın akıl ve bilimsel değişimin, huzur ve mutluluğun, uluslararası saygınlığın, çağdaş değişim anlayışının tek güvencesidir.

Cumhuriyeti anlamak fazilettir, değişimdir, barışın adıdır. Uygarlığın, sanatın, kalkınmanın tüm yönleriyle paylaşımının adıdır.  Cumhuriyet, karanlıklara karşı aklın ve aydınlığın adıdır.

Cumhuriyet tüm yasaklara karşı direnmektir. Sevginin, barışın, özgür düşüncenin yaşanmasında Cumhuriyet vardır.

Bu ülkenin vatansever ve duyarlı insanları olarak bugünlerde büyük bir vefa ve minnet duygusuyla Cumhuriyet’in ilanının 96. Yılını kutladık, kutluyoruz. Üstelik yıllar sonra özellikle büyükşehirlerin farklı türden etkinlikleriyle süslenen, daha büyük coşkuyla kutlanan bir bayram oldu bu Cumhuriyet Bayramı.

Öte yandan Ödemişimiz açısından da güzelliklerle doldu bu bayram. Ödemiş Belediyesi öncülüğünde hazırlanan, 2.000 kişinin aynı anda oynadığı zeybek ulusal basının gündemine oturdu. Fener alayları, müzik programları yine öyle… Emeği geçen herkese teşekkürler… Demek ki ulusal bir bayramı, bir öylesine laf olsun diye kutlamak var, bir de yürekten özümseyip, inanarak gerçek bir bayram olarak kutlamak... Demek ki zihniyet çok önemli… Bu en büyük bayram ulusumuza bir kez daha kutlu olsun.

Demokrasinin  sözde değil özde, dolaysız yaşanmasının tek güvencesidir Cumhuriyet. Bu bağlamda  Atatürk, Cumhuriyet’i ilân ettiğinde ''Benim savaşım bitmedi. Şimdi cehaletle savaşım başlıyor.'' diyerek okuma yazma seferberliğini başlattığında, Cumhuriyet’in  cehalete karşı tek güvence olduğunu ifade ediyordu.

Cumhuriyet, akıl ve bilim saygınlığının çağdaş değişim anlayışının  adıdır. Bugün Cumhuriyet’ten rahatsızlık duymanın ve onu sevmeyenlerin her geçen zamanla artmasının tek nedeni yobazlıktır, bağnazlıktır, kara cehalettir.

Türkiye  ve Atatürk işte onun hediyesi Cumhuriyet, aydınlığın, çağdaşlığın, ilmin, aklın, yaşandığı bir eser bırakıyordu bizlere. Ancak biz ne yaptık? Adeta bu değerleri, kazanımları yok ettik. Tüm dünyanın saygı duyduğu Atatürk ve Cumhuriyet’i kendi elimizle yok ettik.

 Aydınlıktan, akıl ve bilim den bu kadar nefret etmenin başka bir adı var mı acaba? Oysaki Cumhuriyet, içinde kin ve nefrete düşmanlığa kavgaya izin vermez, onu anlayabilmek için anlamak gerek. Bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan Cumhuriyet, tüm vatandaşlarımızın bir arada özgürce, insanca yaşaması adına barışın, sevginin,  bağımsızlığın, demokrasinin tek güvencesidir.

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutkunda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Öte yandan Atatürk’ün adeta yoktan var ettiği bu ülkenin her nimetinden yararlanıp da vefa ve minnet duygusundan yoksun bağnaz kafaların ve bölücü düşünceye yakın olanların siz hiç bugünlerde sosyal medya sayfalarında Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili olumlu paylaşımlar yaptıklarına tanık oldunuz mu? Olamazsınız, çünkü olanaksız bir durumdan söz ediyoruz.

Peki, bu en büyük bayramdan duyulan rahatsızlık ne?

Son yıllarda bayramların eski coşkusundan uzaklaştırılarak kutlansın ama fazla coşku olmasın düşüncesinde kutlamaya çalışmanın gerekçesi nedir? İnsan bu yurdun gerçek sahibi olarak kendisine verilen bayramı kutlamaktan niye rahatsızlık duyar?

Bugün özgür bir ülkenin minarelerinde yükselen ezana vesile olan kişinin adını camilerden anmaktan, ardından hayır duası yapmaktan alı koyan nedir?

Örneğin bir valilik bu yılki Cumhuriyet Bayramını coşku içinde kutlamak isteyenlere neden izin vermez anlaşılır gibi değil. Tepkiler çoğalınca iş tam tersine döndü, bayramın coşkusu kat be kat arttı bu ilimizde.

Diyanet’in belli günlerde ‘Atatürk’ ismini hiç hatırlamama durumu zaten yıllarca ortada… Ne hikmetse son hutbe metninde yine aynı durum yaşanınca bu kez kendi resmi sitesinde ‘Atatürk’ ismi geçti sonunda. "Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyoruz." ifadesi kullanıldı.

Hadi anladık, ulusal bayramların köreltilmesi, coşkusunun azaltılması, okullarda önceki geniş kapsamlı eski kutlamaların yapılmaması, hadi bir dönem fetönün işiydi… Peki, şimdi önündeki engel ne?

Dış mihrakların ‘din’ destekli bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı oyunlarına gelmeyelim. Kuyruk acıları var, kuyruk acıları. Atatürk’e defalarca kaybetmelerinin kuyruk acıları... İçimizden hain çıkarıp, bunların değirmenlerine su taşımayalım, uyanık olalım.

Hayallerini Osmanlı ile süsleyenler, Osmanlı’nın son dönemlerini görmezden gelenler… Acaba Osmanlı hangi rejimle, kimler tarafından yönetiliyordu bilginiz var mı? Bugün Cumhuriyet’i alsanız yerine koyacak olduğunuz daha iyi bir rejim var mıdır dünyada? Olmadığına göre… Bırakın bu uçuk hayalleri, ayaklarınız özgür ve çağdaş bir ülkede yaşamanın insana mutluluk veren gerçekleriyle yere sağlam bassın.

Onlarca yıldan bu beri çocukların ve gençlerin, nimetlerine yürekten inanmış yurtsever insanların büyük bir coşku içinde kutladığı Cumhuriyetimdeki bayramları istiyorum ben. Ben, Atatürk’ün yoktan var ettiği bu ülkede yaşıyorsam, yatıp kalkıp O’na dua ediyorsam, ben yoğun savaş dönemlerinde yakınlarından bu vatana tam üç şehit veren biriysem, bu coşkuyu geri istemek bana anamın ak sütü gibi elbette helaldir.

Bu ülkede yaşayan her kim olursa olsun. Bugünkü geldikleri noktayı Atatürk’e borçludur. Yediği ekmekte, içtiği suda, özgürce dolaştığı bu kutsal topraklarda Atatürk’ün imzası vardır.

Atatürk’ü anlamak, Cumhuriyet’i anlamak; Cumhuriyet’i anlamak Atatürk’ü anlamaktır.

Şimdi bazıları diyecek ki bu yazıyı niye yazdın? Çünkü ben Atatürk ilke ve devrimlerine yürekten inanmış, gönül vermiş bir Cumhuriyet öğretmeniyim. Otuz yıldır Atatürk’ün bize gösterdiği yolda ve onun ışığında öğrencilerimi eğitiyorum. Yüreklerine Atatürk ve Cumhuriyet’in vefa ve minnet yüklü gerçeğini, bu ülkenin yüzyıl öncesinden günümüze kadar aldığı yolu ve bu yoldaki doğruları aktarıyorum. Ben Atatürk’ün öğretmeniyim. Atatürk’ün öğretmenlerinin de Cumhuriyet’in anlatma ve koruma görevleri vardır. “Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.” diyordu büyük önder.  Bu durum benim için de yıllardır kutsal bir görevdir.

Bayramımız, onun değerlerini yürekten özümsemiş herkese bir kez daha kutlu olsun!

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.