İNSANA VE İNSANLIĞA YATIRIM

Biz yıllarca insana yatırım yapmak yerine insanın dışıyla,kılık ve kıyafetiyle uğraşıp şanlı tarihimizin ulu gölgesinde tatil yapıp mali hülyalarda dolaşırken birileri atı alıp çoktan ne menzilleri aştı.
Eğitimimizi başka modeller ve kapılar arkasında başka ellere bıraktık. Üç aylık, beş aylık planlamalarla, iki – üç yılda bir köklü değişimlerle yeni yeni eğitim modelleri denedik, hala da tam adını koyamadık.
Pek çok noktada kolay olan yolu bırakıp, zorlu yollara sürüklendiğimiz anlaşılıyor. İnsanı eğitmek için çalışılsak, hem maddi hem de manevi anlamda ilerlemek mümkün olacak. İş dünyası, son zamanlarda artık önümüzdeki yıllarda 'İnsan'a ve 'İnsanî yatırımlar'a ağırlık verilmesini ısrarla dile getiriyor.
Geçtiğimiz asırda kalkınmanın kaynağı  petroldü. Bu yüzyıl dördüncü sanayi devrimini yaşıyoruz, kaynağı ise insan. Geçtiğimiz yüzyılda amaç zengin doğal kaynaklara, petrole ulaşmaktı. Şimdiyse amaç insan kalitesini artırmak. Zira zenginlik, doğal kaynakla değil, fikir üreterek geliyor. Fikri üreten de insan. Bu sebeple, şimdi en çok takip edilen, en çok rol model alınan kişileri girişimciler. Çünkü girişimciler dünyayı, iş yapma biçimini, muazzam bir şekilde değiştiriyor, ezberleri bozuyorlar. Elektrikli arabalar, sürücüsüz otomobiller, robotlar, yapay zekâ dünyanın yeni gerçekleri… Eskiden dünyanın en büyük kurumları petrol şirketleri, büyük bankalar, dev sanayi kuruluşlarıydı. Şimdi, yazılım şirketleri, genç teknoloji şirketleri bunların yerini alıyor.Bu noktadaki tespitler sadece sanayicilerden değil, siyasetçilerden ve sosyologlardan da geliyor. Neticede akıl için yol bir. Ancak sıra bu tespitleri hayata geçirmeye gelince orada şaşırıyoruz, bocalıyoruz maalesef. Ülkemizde 'fikir üretme'ye teşvik olduğu söylenebilir mi? “Eeh, yeni yeni… İsteyen istediği fikri üretsin” diyerek fikir üretimi teşvik edilemez… 
Pratikte “Bir bilgisayar ve bir iyi bir fikir kafi” ama o fikrin ortaya çıkması için çok ahlaklı gençler yetiştirebilen güzel bir eğitim sistemi, çok iyi işleyen bir demokrasi, hatasız tartan bir adalet terazisi ve kılı kırk yaran bir idare ve siyasi irade lazım. Bunlar olmadan iyi ve yeni fikirlerin ortaya çıkmasını beklemek pek kolay olmuyor. Azıcık bir geriye baktığımızda bunu anlamak mümkün!.. üniversitelerimizin dünü malum. Hala bilim insanlarımız arasında gruplaşma kutuplaşma, kayırma vs. bitmiş değil. En iyi üniversitelerimiz dünyada kaçıncı sırada?..
Döndük dolaştık yine eğitim kavşağına geldik. İnsana yatırımın ilk adımı eğitim sistemini düzeltmekle mümkün vesselam. Eğitim olmadan, eğitime “DOĞRU” yatırım olmadan bazı şeyler mümkün değil.
Şunu zihnimize iyice bir kazıyalım,  derim: Bizi, bu topraklardan uzaklaştırmak istiyorlar. Bunun da tek yolu var: Bizi köklerimizden, kültürümüzden ve en önemlisi dinimizden uzaklaştırmak! Bunu onlar bizden daha iyi kavramış ve bunun için var güçleriyle çalışıyorlar. Sözde Müslümanlığımıza bir şey demiyorlar ama içi boşaltılmış bir “İslam” bize din diye yaşatmaya çalışıyorlar.
Batılılar, şunu çok iyi biliyorlar: Bu toplumu, ayakta tutan, birbirine bağlayan, bu toplumun sigortasını oluşturan, bütün zorluklara göğüs germesini, dolayısıyla tarih yapmasını, asırlara hükmetmesini sağlayan yegâne kaynak, İslâm. Bu bizim mayamız, harcımız, RUHUMUZ.
BİZİ İSLÂM'DAN UZAKLAŞTIRARAK, BU TOPRAKLARDAN UZAKLAŞTIRMAK İSTİYORLAR!Bu toplumu, 'Ruhun'dan uzaklaştırmanın bütün yolları denendi bu ülkede. Her türlü mühendisliğin mastırını yaptılar üzerimizde. Ülkenin kurumlarından sokaklarına, hayat tarzından evlerine kadar her yerden uzaklaştırıldı. Sonra da, toplum, Seküler / etnik kimlikler icat edilerek, alt kimlikler, üst kimlikler çatışması yaşatıldı.
Eğitim sistemimiz, kültürel inkar ve kültürel intihara sevk edilmeye çalışıldı. Bunda da muvaffak olamadılar dememiz pek mümkün değil. Şimdi doğru modeller ve yeniden kendimiz olma mücadelesi veriyoruz “inşallah” en azından öyle ümit ediyoruz.
Eğitim kurumları, bizi Batılıların zihnen kölesi hâline getirici, aşağılık kompleksinin eşiğine sürükleyici, tarih bilincimizi linç edici, ruhumuzu yok edici, Batı'yı kutsayıcı, bu topraklarda hiç bir medeniyet yaşamamış, bin yıllık tarihimiz ve medeniyetimiz yokmuş gibi bizi hiçliğe ve yokluğa sürüklemeye çalıştı.Bedenen burada ama zihnen Batı'da yaşayan, Batı'yı da kendini de tanıyamayan, bütün medeniyet iddialarını, ruhunu, coşkusunu yitiren kuşaklar icat edildi! Bu zihniyet ve bu proje; bin yıldır, dünya tarihini yapan bir toplumun içerden teslim alınması ve intiharın eşiğine sürüklenmesiydi…
Avrupa'nın göbeğinde yaşanan “Soykırım” Bosna-Hersek'in yaşadığı acılar ve dram, Merhum Aliya İzzetbegoviç'in “21. Asır Türk ve İslam'ın asrı olacaktır.” Sözünün Medeni! Avrupa'nın hazımsız riyakar iç yüzünün tezahürüdür. Batının İslam'a ve Türklüğe müsamahası yoktur. Bunu bilip yol haritamızı buna göre çizmeliyiz.
Meselenin insanı çıldırtan tarafı da bu işte: Bu ülkenin aydınları, elitleri, yaşadığımız bu kültürel ve varoluşsal intiharı göremeyecek kadar Batılıların etkisinde ve güdümünde kaldılar.
Bir zamanlar; adına “Türk aydını” denen önemli bir zümre, dünyada bir benzeri olmayan nevzuhûr bir anlayışla kendi toplumuna, kendi medeniyet dinamiklerine, kendi ruh köklerine sadece aşağılayıcı bir kompleksle bakmakla kalmıyor, onlarla savaşıyordu!
Şunu göremiyorlardı - körleşmiş ve köleleşmiş bir zihne sahip olduğu için-: Ruh köklerini yitiren, dahası ruh köklerine savaş ilan eden, yalnızca ödünç akılla ve iğreti fikirle, ödünç zihinle ve ödünç bir kültürle yaşayan bir insan, bu dünyaya ne verebilir ki?
İşte eğitim ve insana yatırım tam bu noktada hayati önem kazanıyor. Bilimde, sanayide, teknoloji ve üretimde kendi öz kaynaklarımızı ve kendi ruhumuzu ortaya koyabilirsek; aklı selim, kalbi selim, zevki selim bir nesil yetiştirebilirsek kelimenin tam anlamıyla gelecek yıllar ve asırlar “Müslüman Türk'ün asrı” olacaktır.
Doğru iş, doğru yatırım, eğitime ve insana olan yatırımdır. Hür ve aydınlık yarınlar bizim olsun.
Hoşça kalın, sağlıkla kalın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.