ÖDEMİŞ’İN PAZAR MANZARALARI

Ödemiş pazarımız, hele hele cumartesi pazarımız gerek satıcı gerekse alıcı için hiç şüphesiz büyük bir nimet... Satıcı için iklim koşulları, ulaşım ve müşteri yoğunluğu, alıcı içinse tarladan çok kısa süre önce hasatlanmış çeşit çeşit sebze ve meyvelere sahip olmak her yerde kolaylıkla görülebilir bir durum değildir. İlkbaharı ayrı, sonbaharı ayrı bir güzellik pazarlarımızın...

Ancak durum böyleyken özellikle esnaf açısından gördüğüm bazı durumlara bir pazar müşterisi olarak vurgu yapmak istiyorum. Öncelikle ben aklı başında biri olarak evin ve ihtiyaçları var biliyorum ve alışverişimi ona göre yapıyorum. Size bir ya da iki ürününü satan esnafın ya da üreticinin sizi salak yerine koyup, kendini de açıkgöz sanması "Sen bundan da alsana." gibilerden öneride bulunması hiç sevmediğim, kendimce bir kötü niyet yaklaşımı…

Örneğin 10 TL’lik alışverişim sırasında 50 TL uzattığım yaşlı bir satıcı beni kendi paramla para niye bozuk değil diye fırçalamasın mı? Kendi kendime dedim ki:

"Hem satan sensin, kazanansın ancak fırçası bana. Bu nasıl bir iş?"

Neymiş efendim, benim gibi bir iki müşteri daha gelirse ne yaparmışmış. İyi de bana ne? Benim derdim mi? Pazarın olduğunu biliyorsun, o zaman sen tedarikli gel. Üstelik bütün sayıp bozamadığın para 50 TL senin sandığın gibi çok büyük bir para mı? Enflasyon canavarı onun değerini nereye indirmiş haberin var mı? Alım gücü mü kalmış paramızın? Üstündeki tel değerli şey Atatürk’ümüz…”

Böyleleri hep bana mı denk gelir bilemiyorum.

Salı Pazarındaki son alışverişlerimden birinde adam iki tel börülceyi bir aldı, bir geri koydu bir aldı bir geri koydu. En sonunda dedim ki:

“Eksik olsun fark etmez.”

Utanmış olmalı ki bu da benden olsun der gibi poşete yeniden koydu. Allah razı olsun be dayı. Ben bu iki tel börülce olmadan ne yapardım. Aynı durum geçen yıllarda domates alırken de oldu. Bir başka esnaf bir tek domatesi akdi koydu aldı koydu. Baktı denk gelmiyor. Kes dedim. Bıçakla kez o zaman denk gelir. Alınmış olmalı ki domatesi bütün koydu. Benden tarafa birazcık ağır ağır oldu poşet(!)

Daha üstünden bir hafta bile geçmedi. Sabah erken saatlerde son cumartesi pazarına çıktım. Her zamanki gibi dönem itibariyle tüm ürünlerde müthiş bir albeni… Meyvelere ve sebzelere bakınca insanın sabah sabah iştahı kabarıyor. Meyhane Boğazı olarak bildiğimiz o dar sokağa girdim. Gözüme hemen kuru çekirdeksiz üzüm çarptı. Laf aramızda bu üzümlerin Manisa (Alaşehir-Sarıgöl) menşeli yaş olanları her ne kadar alımlı gözükseler de kolay kolay alıp evime getirmem. Düşünün üzüm hem çekirdeksiz olacak, hem erik kadar büyüyecek, üstelik de saplarından kopup döküldükleri halde hiç ezilmeyecekler. Bu durum hakkında artık yorum sizin…

Her neyse köylü bir pazarcının önünde çeşitli kuru ürünler var: kuru incirler, kuru üzümler vb. Kuru üzümün fiyatını sordum. Adam: “Yirmi milyon.” dedi. Sen ne yaptın be adam, bu paraya kaç daire alınır biliyor musun?” diye takıldım. Elbette “Yirmi lira” demek istedi ama nedense paramızdan altı sıfır kalkalı beri bu milyon sözünü ağzına dolayan çok sayıda insanımız var. Gerçi sıfır atılmakla paramız değerine değer katmadı ya!

“Yarım kilo verir misin?” dedim. Adam yüzüme baktı, tebessümle: “Bir kilo alsan ya?” dedi. Hemen dönüp “Bırak kalsın, almıyorum.” dedim. Adam şaşırdı. “Gel gel, yarım kilo olsun.” Ben de “Almıyorum senin üzümünden. Ödemiş esnafının hiç sevmediğim bir yönü de bu. Ben salak mıyım? Çarşıya çıkınca ne alacağımı, ne kadar alacağımı bilmiyor muyum?” 

Üzümden almadım. Dönüp gittim. Adam arkamdan şaşkın şaşkın baktı. Belki de siftah yapacağı, alacağı 10 TL’den olduğu için pişman bile olmuştu.

Hemen oradan ayrılıp “Hadi, bir kilo muz alayım.” dedim. Muz satıcısının önüne vardım. Elime bir parça muz alıp, şunu tartar mısın?” dedim. Tarttı. “Abi, 9, 25… 10 liralık olsun mu?” “Hayır, olmasın.” dedim. “Paranın üstünü ver.”

Aklınca bir tane muz parçası koyup para üstü vermeyecek. Üstelese ona da aynı üzümdeki uygulamayı yapacaktım.  

Buna benzer durumlar pazarda çok yaygın. Alışveriş yapıyorsun. Uzattığın parayı sıfırlamak için:

“Yok, efendim şu kadarlık olsun mu, yok bu kadarlık olsun mu?”

Olmasın kardeşim, olmasın. Ben ne kadarlık istiyorsam o kadar olsun. Ben senin veli nimetinsem eğer, o zaman benim dediğim olur, senin önerine ihtiyacım yok ki.

Yine geçen yıllarda ihtiyacım olan üründen aldığım yaşlı bir satıcı kadın kendince uyanık geçinecek ya. “Sen bundan da alçaktın ya” deyince sinirlendim. Yalnızca kısa bir süreliğine gözlerinin içine bakarak tepki gösterip oradan uzaklaştım.

Bir ara yasaklanması gündeme gelen kimi satıcıların boğazlarını yırtarcasına aşırı bağırışları var bir de. Kulağımın dibinde bağırma ey satıcı kardeşim, sağır değiliz. Sen bağırınca ben senden alacak olsam bile uzaklaşıyorum, bunu böyle bil.

Meyve tezgâhlarının önüne irilerini, arkaya küçüklerini yerleştirenler var bir de. Önden gösterişiyle kendine çekecek, ancak siz alacak olunca çoğunlukla rafın ardından, küçüklerinden dolduracak. Dürüstlük her yer lazım…

Ödemiş pazarı cumartesi pazarıyla, salı pazarıyla ve perşembe pazarıyla bulunmaz bir nimet… Satıcı da memnun, alıcı da... Taze taze ürünler süslüyor her tezgâhları… Ancak alışverişler sırasında birazcık karşılıklı saygı, görgü ve anlayış gerekiyor.

İyi pazarlar…

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.