Ödemiş Coğrafyası mı, Coğrafyada Ödemiş mi?

İbni Haldun asırlar önce “Coğrafya kaderdir.”demiş. Bu sözle kastedilen, yaşanılan yerin

coğrafi şartlarının, üzerinde yaşayan insanların hayatına, yaşamının her noktasına tesir etmesidir. Bu söz ile kastedilen konular, genel olarak jeopolitik coğrafyanın alanına girer. Ülkelerin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyleri açısından ele alındığında hangi iklim kuşağında olduğunuz, yörenizde hangi doğal kaynaklara sahip olduğunuz veya olmadığınız, denize ve üzerinde taşımacılık yapılabilen akarsulara ne kadar yakın olduğunuz, ticari yollara yakınlığınız, yörenizde hangi hayvan çeşitlerinin bulunduğu, başka hangi kültürlerle etkileşimde olduğunuz, komşularınızın kimler olduğu, dağlar veya başka yer şekilleri ile ne kadar korunaklı bir yerde yaşadığınız gibi pek çok unsuru kapsar.

Yaşadığımız şehir; Ödemiş, tam da bu yönüyle ele alınacak önemli ve enteresan bir konumda. Ödemiş coğrafyası mı, demeli? Coğrafyada Ödemiş mi? Ödemiş bulunduğu havza içinde çok farklılıklar sergileyebilen, sosyolojik açıdan işlenmesi gereken önemli bir bölge. Dağlarından yağ ovalarından bal akan şehir, diye tanımlamış Evliya Çelebi Aydın’ı. Ödemiş’in manevi siması, büyük alim İmam-ı Birgivi Hazretleri de Ödemiş’i böyle tanımlamış.

Çalışkan insanlarıyla, verimli ovası ve dağlarıyla, gerçekten de Sosyolojinin önemli bir

konusu olabilir. Psikologlar coğrafyanın mantık, davranış ve benlik duygusu üzerindeki şaşırtıcı etkilerini ortaya koyuyor. Bilim insanları yakın tarihe kadar düşünme tarzlarının coğrafi konuma göre ne kadar farklı olabileceği üzerinde durmamıştı. Fakat 2010'da Behavıoral and Brain Sciences (Davranışsal ve Beyin Bilimleri) Dergisi'nde yayımlanan bir makaleye göre, psikolojik araştırmalarda (kullanılan deneklerin çoğu, başta Amerikalı olmak üzere, Batılı, biraz para kazanmak için bu işlere giren üniversite öğrencileriydi.) varılan sonuçların insanın doğasına dair evrensel gerçekleri temsil ettiği, bütün insanların aynı olduğu sanılıyordu. Bu yüzden deneklerin çoğunun Batılı olmasında bir sakınca görülmüyor, sonuçların farklı çıkacağı tahmin edilmiyordu. Oysa diğer kültürler içinde yapılan az sayıdaki araştırmalar, farklı davranış özelliklerine ve düşünce biçimlerine işaret ediyordu.

Chicago Üniversitesi'nden Thomas Talhelm; Çin'de 28 farklı bölgeyi incelemiş ve düşünce

tarzının yerel tarımı yansıttığı sonucuna varmıştı. Ülkenin güneyinde daha çok pirinç yetiştiriliyor ve pirinç üretimi daha kolektif bir çalışmayı gerektirdiğinden bu bölgelerdeki insanlar kolektife önem veren, bütünü dikkate alan bir davranış tarzı sergiliyordu. Pirinç yetiştirilen bölgelerde buğday üreten bölgelere oranla kolektivizm duygusu daha ağır basmaktadır. Kuzeyde buğday yetiştirilen bölgelerde ise herkes kendi ürününü yetiştirdiğinden daha bireyci davranışlar sergiliyordu. Talhelm bu hipotezini

Hindistan'da da uygulamış ve buğday ve pirinç yetiştirilen bölgelerde Çin'deki gibi sonuçlar almıştı.

Denekleri doğrudan tarımla ilgili olmasa bile bölgelerin tarihsel gelenekleri onların düşünme şeklini biçimlendirmeye devam ediyordu. Bu bilimsel çalışmalar ışığında Ödemişte niçin ciddi bir kooperatifleşme, şirketleşme ve büyüme yok. Sorgulamamız lazım. Bir dostum demişti ki Ödemişliler “Biz efeyiz, bir araya gelemeyiz.” Hakikaten böylemi düşünülüyor? Yılda üç-dört ürün veren çok kıymetli bir toprak, hektar başına düşen rekolte benzeri üretimleri yapan bölgeleri kaça katlıyor… Darı (mısır) verimi gerçekten parmak ısırtır nitelikte. Sebzesi, meyvesi, karpuzu,zeytini,cevizi, inciri, kestanesi…ovası, yaylası…

180 bin civarında kayıtlı büyükbaş hayvanı vs.

Tüm bu varlık ve nimetler içinde niçin bir Ödemiş markası yoktur. Mesela şimdi can çekişen

Ödemiş ipeği ne durumdadır? Patatesin âlâsını yetiştir, cipsi başkası yapsın. Peyniri niçin bir dünya markası değildir? Bireysellikten “Kolektif” çalışmaya niçin geçilemiyor? Hangi ürünün Ödemişte gerçek bir borsası var? Ayrıca imalat sanayi içinde değerlendirilecek iş makineleri, başka illerdeki firmalara fason üretilen araç-gereç ve yedek parçalar, çelik döküm, elektronik, süt ürünleri, zeytinyağı, plastik, dokuma, ağaç ürünleri, vb. fabrikalar ve işletmeleri bulunmaktadır. Sanayileşmede önemli gelişmeler olsa da yeterli değildir.

Ticareti, üretimi seven Ödemiş, maalesef eğitime hak ettiği değeri vermiyor. Sıkça

duyduğumuz özellikle erkek çocukların eğitimiyle ilgili “Okursa okur, okumazsa bir dam da ona açarız.” Sözü maalesef çok üzücü.bakın yüz binlerle ifade edilen büyükbaş hayvan sayısı belki hızla azalmaya başladı. Ekonomik göstergeler böyle devam ederse damızlık sığır sayısı tehlikeye girecek.yüksek rekolteli ürünlerle desteklendiği halde hayvancılık girdileri altından kalkılamaz hale geldiyse varın gerisini siz düşünün…

“Evladın evlat olmuş neylesin ata malını, evladın evlat olmamış yine neylesin ata malını.”

Çocuklarımızı iyi, güzel okullarda okutalım, donanımlı yetiştirelim. Bugün Dünyanın ve ülkemizin en büyük ihtiyacı iyi yetişmiş donanımlı insandır. Okusunlar de gerekirse hayvancılık yapsın, çiftçilik yapsın. Hiç olmazsa hayata bakışı değişir, ülkeyi ve dünyayı tanır, insana değer verir. Ödemiş insanı çileye talip olmuş vaziyette. Bu şehir,yoluyla sokağıyla (elindeki imkanlara bakınca) bu çileyi hak etmiyor.

Ödemişi konuşmaya devam edelim. Daha müreffeh, daha huzurlu, daha bir yaşanılabilir

Ödemiş’te buluşabilmek ümidiyle…

Hoşça kalın, sağlıkla kalın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.