KİTLE KÜLTÜRÜ YA DA KÜLTÜR YOZLAŞMASI

Kapitalizmin ortaya koyduğu üret-sat ve tüket modeli maalesef günümüzde bir kitle kültürü

doğurmuştur. Kitle Kültürü ve Kültür Endüstrisi, Sanayileşme, kentleşme, modernleşme süreçlerine bağlı olarak gelişen kitle kültürü, modernleşme sürecini tamamlamış toplumlarda, popüler kültüre ve sonuçta da kitle kültürüne geçiş aşamalarını takip etmiştir. Tüketim kültürü, çoğulcu bir kültürdür.

Sanayileşmeyi tamamlamış ülkeler; müzikte, edebiyatta, giyimde, beslenmede, yaşamın hemen her alanında geniş yığınların anlık tüketimine elverişli bir kitle kültürü oluşturmaktadır.

Kitle kültürü, büyük sermayenin endüstriyel ortamlarda ürettiği tek tip, kolay tüketilen, sürekli

yeni ve farklı olma özelliği taşıması beklenen, tüketicisine geçici tatminler sunan, anlık ve sürekli paylaşımlarla, kitle iletişim araçları tarafından biçimlenen dalgalanmalara dayalı bir kültürdür. Bu yolla kapitalist üretim felsefesi, kültürleri sürekli içten ve derinden değiştirerek, toplumsal ilişkileri ve siyasal yapıları dönüştürüp değiştirerek toplumsal yapı içinde birçok kültürel alan ve seviye oluşturur.

Yirminci yüzyılın başından itibaren ticari kültürün aşırı yayılması, kapitalist pazar güçleri ve

kapitalizmle doğru orantılı ideolojilerin de yayılmasını sağlamıştır. Bugün gelişmekte olan ülkeler ve geri kalmış ülkeler bu acımasız girdabın içine çekilmiş boğulmaktadır. Öz kültürlerini yok etmiş, gençliğini kaybetmiş, azgın bir tüketim furyası içinde yolunu şaşırmış bir halde can çekişmektedir.

Bugün sinema ve filim sanayi akıl almaz bir sermaye ile her alanda ‘dezenformasyon’ oluşturmakta; Tarihi, kültürü, bilimsel gerçekleri, inançları vs. çarpıtmaktadır. Amerika başta olmak üzere birçok ülkede, toplumda radyo ve televizyon, film üretimi ve her düzeyde dağıtım ve basım dev tekeller ve çokuluslu şirketlerin denetimi altındadır.

Kapitalist dünya ürettiği hangi filmi veya sinema ürünlerini kendi ülkesi için üretiyor acaba? Bugün kendilerinin “aptal kutusu” dedikleri televizyonun başında kaç saat vakit geçirip kendi

ürettikleri sanatı (!) tüketiyor acaba? Hangi akıl almaz entrikaların yer aldığı dizilerin karşısında saatlerce vakit geçirip gözyaşı döküyorlar??? Bu soruları uzatıp gitmek mümkündür. Sanat adına düzenlenen yarışmalar, kapitalist dünyanın özellikle kadını metalaştırdığı program ve yarışmalar, reklam filmleri, bu eğilimin en belirgin sonucu olarak, reklam gelirlerini artırmak için tiraj ve reytingi yükseltecek, toplumun çoğunluğunu oluşturan kitlenin ilgisini çekecek düzeysiz, içi boş, gayri ahlaki yayınları çoğaltmaktır. Kapitalist üretim anlayışı ile medya, ticari başarının peşinde hızlı bir değişme göstererek, asıl işlevi ekonomik çıkarları tatmin etmek olan programlarla kitle kültürüne hizmet eden bir yapıya bürünmüştür .

Kültür (-leri yok etme) endüstrisi, kültürel ürünlerin teknolojik (özellikle bugün sosyal medya

dediğimiz) ortamda seri, tek tip ve hızlı bir şekilde üretilerek yayımlanması ile işlevini sürdürür.

Üretilen ürünler, toplumda var olan köklerin aslına yabancılaşmış, tek tip halde ve yapaydır. Bunlar maddi varlıklarını medya aracılığı ile sürdürmekte ve yaymaktadır. Domino etkisiyle bir birini tetiklemekte, tüketildikçe tüketilmektedir. Ne yazık ki bu “Türk Dizileri” dediğimiz birçok yapımda da böyledir. Tarihi konu alanda da kültürümüzü konu alanda da sosyal hayatı konu alanda da romantizm, aşk veya macera konusu olanda da durum pek farklı değil ve vahimdir. Tarih çarpıtılır veya yalan tarih işlenir. Bize ait olmayan kültürel değerler bir kıymetmiş gibi sunulur. Ahlaksızlıklar ve çarpık ilişkiler bir matahmış gibi masumlaştırılır. Kadim kültürümüzde, edebiyatımızda “AŞK” kutsiyet kazanırken bugün ticari bir

metaa, “kariyer” basamaklarında yükselme veya kıskançlığa alet edilen alelade bir ilişki yumağına dönüştürülmüş… (İnadına Aşk, Yeniden Aşk, Afili Aşk, Zoraki Aşk, Ölümüne Aşk, Baş Belası Aşk…) yakında Turşuluk Aşk, Yazlık Aşk, Cehennemlik Aşk, Kokuşmuş Aşk ve daha bilmem ne aşklar türerse şaşırmayın.

Kültür bakanlığımız var, sorarım hangi gerçek kültürümüz, tarihimiz, inancımız öz

kaynağından beslenerek yapıma alınmış ve sunulmuştur. Yapılan hiç mi yok, diyecek olursanız var elbet ama beklentilerimize cevap vermiyor. Köklerimizden kopuyoruz, bu ulu çınarın dallarıyla kök irtibatı tamamen kesilirse sonumuz ne olur? Eğitim – öğretimde bu konuya ne kadar ağırlık ve değer veriyoruz. Top yekun ele alıp bu kültür yozlaşmasına bir “DUR” dememiz lazım. Kültür seferberliği ilan etmemiz lazım. Kültürümüzü kapital oyuncak olmaktan kurtarmamız lazım. Şiirimiz şairimiz, tarihimiz, hatta hatta dinimiz unutturuluyor ama biz hala hamaset peşindeyiz. Edebiyat kitaplarımızdan çocuklarımız ne anlıyor

acaba?

Ne harâbî ne harabatiyim,

Kökü mazide olan âtiyim.

Sözü bize neyi ifade ediyor?

Itri kimdir, Sinan neler yapmıştır, Bakiden, Şeyh Galipten haberimiz var mıdır? Daha yüzlerce, binlerce isim…

Itrî’nin notayla, Mimar Sinan’ın taşla yaptığını kelime ile yapan insan kimdir derlerse, O; Yahyâ Kemal’dir. Acaba kendisini tanır mıyız?

"Ol mâhiler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler". İşte tam da buradayız.

Hoşça kalın, sağlıkla kalın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.