ATATÜRK DÜŞMANLIĞI YARATMAYI SÜRDÜRMEK

Bu ülkede öteden beri kimi siyasi partilerin çıkar amaçlı olarak kullandıkları temel konularından biri de din karşıtlığına oturtulmuş Atatürk düşmanlığıdır. Bu durum apaçık alçaklığın, saygısızlığın, tarih körlüğünün ve ihanetin adıdır. Oysaki Atatürk, bu toplumun güneşidir. Atatürk bu toplumun haklı gururudur, kıvancıdır, onurudur. Atatürk, zamanında yaptıklarıyla aynı zamanda özgürce yapılan ibadetin de güvencesidir.

Zaman zaman ateşli biçimde gündeme getirilen bu konu, bazı gözde kişi ve kurumların bilinçli olarak umursamazlığı ve hatırlamazlığı ile geçen haftalarda yine gündeme geldi. Özellikle belirli günlerde benzer bilinçli yaklaşımlar ister istemez Atatürk'e gönülden bağlı, büyük bir vefa ve minnet duygusu taşıyanların tepkisine neden oluyor. Yine bir 30 Ağustos günü cuma hutbelerinde ve benzer ortamlarda bilinçli olarak hatırlanmak istenmeyen Atatürk ismi oysaki bu ülkenin gururla hatırlanması gereken en büyük imzasıdır.

Gazeteci Yılmaz Özdil, 31 Ağustosta köşe yazarlığını yaptığı gazetede yer alan tam sayfalık yazısının sonlarında artık bazı görmeyenlerin de duymayanların da görmesi ve duyması gereken şu ifadelere yer verdi:

"Mustafa Kemal hakkında uydurulan en vahim yalanlardan biri, “dinsiz olduğu, din düşmanı olduğu, dindarlara baskı yaptığı” yalanıdır.

Nesilden nesle tekrarlanan, sürekli gündemde tutulan bu yalanın kaynağı, Mustafa Kemal'in bileğini bükemeyen emperyalizmdir.

Din düşmanı gibi göstererek halkın gözünden ve gönlünden düşürmeyi amaçlayan algı projesi, zannedildiği gibi vefat ettikten sonra değil, Mustafa Kemal henüz hayattayken başlatıldı. Lozan Antlaşması imzalanır imzalanmaz, devreye sokuldu.

Ortadoğu uzmanı Alman diplomat Kurt Ziemke, 1930 yılında yazdığı “Yeni Türkiye” isimli kitabında, İngiliz projesini şöyle anlatıyordu:

“Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya ve Türkiye mahvolmuştu, her iki ülke de teslim olmak zorunda kalmışlardı.

Türkiye'de Türk milli mücadelesinden sonra Kemalizm'in temel prensipleriyle Türk milli devleti oluşturuldu.

İngilizler Musul'da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye'deki ayrılıkçı hareketlere destek verirken, bir yandan Kemalist akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere başvurmuşlardı. Yapılması gereken, Kemalist Cumhuriyet'in hem din düşmanı, hem Kürt düşmanı olduğu temasını ortaya atıp, işlemekti.”

Ve dün, 30 Ağustos'ta…

Diyanet işleri başkanlığının cuma hutbesinde, Mustafa Kemal Atatürk'ten, silah arkadaşlarından tek kelime bile bahsedilmedi.

Diyaneti yöneten zihniyet, 30 Ağustos hutbesinde lafı uzun uzadıya eğip büktü, “vatan” dedi, “zafer” dedi, Mustafa Kemal Atatürk diyemedi."

Sonuna kadar destekliyorum ve hak veriyorum.

Diyanetin bu hutbesindeki Atatürk sessizliğine Yılmaz Özdil’in meslektaşı, gazeteci Ahmet Hakan da dayanamadı. Ertesi gün gazetedeki köşesinde şu ifadeye yer verdi:

"30 Ağustos hutbesini Atatürksüz okutmak kabaca, pervasızca bir haksızlıktır, misli görülmemiş bir inkârdır."

Tepkiler çoktu. Öyle ki Ankara'da bir camide bir kısım cemaat tepki olarak camiyi bile terk etti.

Örneğin Trabzon’da Yenimahalle İncirlik Camii Yaşatma Derneği Başkanı Ali Sait Yılmaz 30 Ağustos’ta caminin dışına Türk Bayrağı ve Atatürk posteri astı. Müftülükten “O resmi kaldır” telefonu geldi. Yılmaz “Kaldırmayacağım” dedi, poster asılı kaldı.

Bilinçli olarak gerginliğe neden olan bir ortamda ne asil bir duruş, ne asil bir davranış, ne örnek bir tutum… Bravo doğrusu dernek başkanına!

Gerçek bir din adamı da şöyle diyor örnek bir hutbe metninde:

Muhterem cemaat! Saygıdeğer mümin kardeşlerim. Bu günkü hutbemizin mevzuu Mustafa Kemal Atatürk… Şu anda 57 yaşındayım. Yani şu anda Mustafa Kemal’in Rahman’a eriştiği yaştayım. 57 yaşında olup donunu bağlayamayanların, kaldırımda yürümeyi bilmeyenlerin, bu ülkeye ağaç dahi dikmeyenlerin, bir ömrü ülkesi için harcayan hasta yatağından kalkıp Hatay’a giden Cumhuriyetimizin kurucusu. Mustafa Kemal Atatürk’e bir duayı çok görenlerin yaşadığı günümüzde Gazi Mustafa Kemal’i nasıl anlatayım. Cahilliğime verin lütfen. Hangi cepheyi, hangi kongreyi, hangi toplantısını, nasıl anlatayım. Ben Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar anlatsam eksik kalır. Rabbim mekânını cennet eylesin. Nur içinde yatsın. Sarı saçlım, mavi gözlüm Allah senden milyon kere razı olsun.”

Bunlar varken bir de yediği çanağa pisleyenler var. Örneğin Çorum’da bir kendini bilmez, üstelik de sözde belediye meclis üyesi biri olaya tepki gösterenlere sayfasından küfür ediyor. Ben de olaya duyarlı biri olarak yıllardır tepki gösterdim ve yine gösteriyorum, üstelik aynen iade ediyorum.

Haddini bilmeyen başka bir dangalak da çıkmış, demiş ki:

“Artık Atatürk’ü aşmamız gerekiyor.”

Doğru, aşmamız gerekiyor da peki ulaşabildin mi de aşacaksın be densiz?

Bu ülkeyi yöneten zihniyetin bir kısmı da dâhil, artık lütfen din karşıtlığına oturtup, Atatürk üzerinden karşıt siyaset yapmayı bırakın. Bu hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Bu ülkede gözü olanların, bizi parçalamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramaz. Güneşin balçıkla sıvanmayacağını, Atatürk’ün bu ülkenin en büyük imzası olduğunu görün ve anlayın, açıkça hakaret edenlere göz yummayın. İşte o zaman anlarım bu konudaki samimiyetinizi.

Defalarca söylediğimi buradan bir kez daha hatırlatacağım:

Hani bazen içimizde hain arıyoruz ya, bu ülkenin en büyük imzasını taşıyan, tapusunu bizlere teslim eden Atatürk’ü bilinçli olarak ağızlarına almayanlarla, ağızlarına alıp da hadsizce ve densizce, açıkça hakaret eden her kim varsa işte onlar benim gözümde en büyük vatan hainleridir.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.