4+4'LÜK YETKİSİZ SENDİKACILIK(!)

Sendikal mücadele hükümsüzdür. Kendi kendini bitirmiştir. Etkisi yoktur, yaşatılanlara ise haklı tepkiler çoktur. Sözde hakların savunulması için girişilen mücadele içinden çürümüştür, çürütülmüştür. Onurlu mücadele bırakılmış, iş taraf tutmaya yönelmiştir. Bu durum, çalışana son verilen zamlar öncesinde ve sırasında iyiden iyiye tescillenmiştir.

Sendikaların temel görevleri bünyesindeki tüm üyelerinin çalışma koşulları, iş güvenliği, sağlık problemleri, maddi gelir konusu başta olmak üzere her türlü anayasal haklarını koruyup kollamak ve gözetmektir. Sendikacılık sığ kafaların işi değildir, olamaz ve olmamıştır. Sendika sözcüğü zaten işçisiyle, emekçisiyle, çalışanıyla, sosyal mücadelesiyle bir bütündür. Toplu anlaşmalarda temsil yetkisinin kendilerinde olduğunu bilenler çoğunlukta olsalar da temsil ettikleri çoğunluğun haklarını savunamamışlardır.

Ülkemizde öteden beri sendikacılığa yön veren iki önemli kesim var. Eski özelliğinden çok uzak olsa da bunlardan biri işçi temsilcisi konumundaki DİSK, diğeri ise öğretmen sendikaları. Gerçi bugün öğretmen sendikalarını temsile soyunmuşların ve benzer yakın zihniyetin temelinde önceleri sendikacılık yoktu, sonradan aynı fikirlerin ortak buluşma noktasını sendikacılık olarak belirlediler ve sendikacılığa yalnızca bu perspektiften bakıyorlar.

           30 yıllık devlet memuruyum. Bugüne kadar maaşım azmış çokmuş, yetermiş yetmezmiş, açlık sınırının yok şurasındaymış yok burasındaymış, maaşıma yok yüzde bilmem kaç zam yapılmış, yapılmamış hiç dile getirmedim. Ancak son maaş zam oranları göz önüne alındığında göz göre göre haksızlık tavan yapınca insan ister istemez bazı konuları gözden geçirme ve değerlendirme gereksinimi duyuyor.

Kendilerine kepçeyle verenlerin memura yakıştırdıkları oranları eğer vicdanları varsa, içleri rahatsa söyleyecek söz bulamıyorum. Göstermelik, yanlı bir ekibin kendi aldıkları ücret ile memura yakıştırdıkları ücret arasında dağlar var dağlar. Tok açın halinden nasıl anlasın? Bir çalışan, enflasyon rakamları bu kadar açıkken, dövizin ve altının durumu ortadayken, bir evi geçindirmenin zorlukları görmezden gelinip zorlu koşullarda, stres içinde ne derece verimli olabilir? Bu yalnızca çalışanları değil, onların aileleriyle birlikte 20 milyonu ilgilendiriyor. Memurdan hak ettiğinden fazla fazla kesilip neydiği belirsiz yerlere aktarılan ve harcanan paralarda henüz tüyü bitmemişlerin hakları vardır. Haramdır haram...

            Kamu çalışanlarına verilen önümüzdeki dönem için %4+4, gelecek dönem içinse %3+3 gibi büyük nimetlere kavuşturan, mücadeleci ve de yetkili sendika -ki bu yetkileri sayısal çoğunluğundan gelmektedir- 3600 ek gösterge ve sözleşmeli memura kadro verilmesi konusunda da elinden geleni yapmayarak, kamu çalışanlarının beklentilerini hüsrana dönüştürmüştür.

            Örnek rakamlarla konuyu açarsak: Örneğin yılbaşından bu yana gıda enflasyonu .%31 arttı. Maaşlara %4'lük zammı elleri titreyerek verenler çeşitli uyduruk bahanelerle gıdaya yapılan %54'lük zamdan haberleri yoktur sanırım. Bütün zamlar çift hanelerde, çalışana verilen zamlar ise acınacak halde.

            Sendika nedir? Özlük haklarımız, emeğe saygı kimden tarafa düşer? Paşa çayı gibi tatsız ve tuzsuz mu yürüyorsunuz o yollardan?

            Sözde yetkili(!) sendikanın temel görevi öncelikle üyelerinin ve diğer dava arkadaşlarının özlük haklarını savunmaktır. Özlük hakkı savunması, karşı tarafın sözcülüğüne ve savunmasına dönüşmüştür. Olay, idarecilik konusunda kendi yandaşlarına idareci koltuğu kapmaya gitmiştir. Bu yetki tartışılır. Çünkü bu yetki çıkar yetkisidir. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse maddi gelirlerdeki yıllık verilen komik artışa gerekli tavır gösterilmemiştir. Karşı tarafı üzmeyeyim derken onların lüks yaşamasına çanak tutmak, destek olmak değildir asıl olan. Böylelikle çalışana vermeyeyim derken, çalışmayanların ve bedavacıları n tüm yükünün ağırlığını ve cezasını niçin gerçek hak edenler çeksin. Kendi maaşlarına yüksek oranlarda zammı layık görenler, yüksek maaşla düşük maaş arasında her dönemde uçurumun arttığını görmezden gelemezler.

Bu durumda bu saatten sonra çalışan sendikalıymış sendikasızmış çok fark etmiyor. Bana özlük hakları bağlamında sahip çıkmayan, destek vermeyen, ezilen büzülen, karşı tarafı aman üzmeyeyim diyen bir oluşumun içinde var olsanız da hiç olmasanız da temsil yetkisi olanların bu anlaşılmaz tavırları devam ettiği sürece sendikalı olmanın hiç bir esprisi yoktur. Yakın bir arkadaşa hep sorardım:

           "Hangi sendikadansın?" 
            Yanıtı şöyle olurdu: 
           "Ben Harranlıyam." 
            Bundan sonra hiç mi hiç hükmü olmayan, tek tarafının sözünün geçtiği, bizi temsil eden etkisiz çoğunluğun daha baştan boyunlarını büktüğü sendikacılık benim için de bugünden itibaren bitmiştir.

            İşte bu yüzden bundan sonra ben de Harranlıyam(!)

 

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.