İNSAN, ORMAN ve ODTÜ

Canlılar dünyasında insan tek başına bir şey ifade etmiyor. İnsan fiziki yaşamsal gerekleri olarak diğer canlılar grubu yani hayvan ve bitkilerle birlikte olmak, birlikte yaşamak zorunluluğunda. Çünkü yaşamın gereği bu. Bırakın bu grupların birinin ortadan kalkmasını, içlerinden yalnızca bir türünün bile yok olması canlı dengeyi alt üst etmeye yeter de artar bile.

Bitkilerin en yoğun olduğu alan hiç şüphesiz ormanlardır. Ormanlar biz insanlar ve hayvanlar için vazgeçilmezdir. Sanırım çok olduğu algısından olsa gerek bir iki ağaç kesmekle, küçük bir alanı yok etmekle bir şey olmaz mantığının yanlışı işte tam da burada ortaya çıkıyor.

Anadolu, özellikle bazı bölgelerimiz orman bakımından oldukça zengin. Ancak ilgisiz ve duyarsız yaklaşımlarla bu zenginliğe zarar verdiğimizin ne kadar farkındayız.

Evliye Çelebi, Seyahatname isimli ünlü yapıtında belki fazlasıyla abartı olsa da bir zamanlar Anadolu’nun orman zenginliğini vurgularken şöyle der:

“Edirne’den ağaca atlayan bir sincap hiç yere inmeden Hakkâri’ye kadar yol alır.”

Yine 1402’deki Yıldırım Bayezid-Timur arasındaki Ankara Savaşı’nda Timur’un savaşta filleri kullandığı, bunları da ormana sakladığı belirtilir.

Tarım Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, bir süre önce son 15 yılda Orman Kanunu’nda 25 kez değişiklik yapıldığını, bu yapılan değişikliklerle orman alanlarının azaltıldığını ve amaç dışı kullanıldığını belirtiyor. Durmuş, ormanların insanlığın temel yaşam alanı olduğunu ifade ederek “İnsanlar hâlâ temiz havayı soluyabiliyorsa, suya ulaşılıyorsa güvenilir gıdaya erişiyorsa bunda ormanların payı büyüktür.” dedi. Öte yandan “Ekosistemin temel kaynağıdır orman. Ormana iki yönlü, ekonomik ve sosyal boyutuyla bakmak lazım. Orman turizm merkezidir. Orman doğal yaşam alanıdır. Ormana hep ağaç gözüyle bakılıyor. Son derecek yanlıştır. Ormanlar ekonomik olarak da işletilir. İnsan yaşamının her noktasında orman vardır” diye sözlerine ekledi.

Dünyada ormanlar; nüfus artışı, kırsal yoksulluk, yangın gibi nedenlerle, bizde ise bunların yanı sıra yasalar ile yok ediliyor, ne kadar ilginç.

Son 50 yılda yitirdiğimiz 27 milyon dekar orman alanının yüzde 56'sı yasalar ile talan edildi, ne kadar ilginç.

Ormanlarımız Anayasa'nın 169. maddesine dayanılarak ‘kamu yararı'’ adı altında adeta birer şantiyeye çevrildi, ne kadar ilginç.

Yapılan araştırmaya göre 9,5 milyar metrekarelik ormanlık alanı ‘kamu yararı’ gerekçesiyle özel kişi veya kuruluşlara yasal düzenlemeler ile devredildi, ne kadar ilginç.

Oysaki ormanlar, insanların maddi ve manevi birçok gereksinimini karşılar. Bu nedenle ormanların ‘kamu malı’ olarak algılanması gerekir. Öte yandan bazı fonların tasfiyesiyle de ormancılık kaynak sıkıntısı ile karşı karşıya bırakıldı.

Bu kadar hassas bir konuya sahip çıkılması gerekirken, açıkça yapılan ihanetler bu kutsal doğal zenginliğin azalmasına neden oluyor. Orman, tükenmeyecek bir kaynak değildir. Ormanı korumak her vatandaşın temel görevidir. Azdan bir şey olmaz mantığıyla talan edilen ormanlar için, olay çoklara ulaşınca iş işten geçmiş olacaktır.

Peki, bugünkü bu yazı konusu nasıl oluştu. Hatırlarsınız bir süredir ODTÜ yerleşkesi içindeki koruluğu yok etme girişimi ve üniversite öğrencilerinin bu ağaç katliamına yoğun biçimde tepki koyarak durdurmaya çalışmaları en sonunda meyvesini verdi. Pek çok sözde basın ve yayın kuruluşlarında yeterince dillendirilmese de bu konu bir süredir ülke gündeminin sıcak konularından biriydi. ODTÜ öğrencileri KYK için düşünülen ağaç kesimi konusunda onurlu bir mücadele örneği, asil bir dik duruş sergilediler. Bir yanda orman katliamı için ağzı sulananlar diğer yanda ise ülke gündeminde her zaman duyarlı yaklaşımları ve ilkeli duruşlarıyla kılavuzluk yapmış, özgün ODTÜ kültürüyle yoğrulmuş üniversite öğrencileri vardı. Bravo onlara, seslerini duyurdular, haykırışlarının sonunda dikkate alınmasını sağladılar. Kısaca ODTÜ'de direniş sonuç verdi, başlatılan ancak tamamının yok edilmesi için düşünülen ağaç kesimi durduruldu. ODTÜ öğrencileri bu haklı davalarında, aslında toplum yararına, insanlık yararına, bu ülkenin her bir vatandaşı adına olması gerekeni savundu. Yürekten alkışı sonuna dek hak ettiler.

1962’de bu yerleşkeye ilk fidanı dikerek öncü olan dönemin ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş’ın oluşturduğu kavaklıktaki katliamın boyutunu insanın yüreği kaldırmıyor. Ey kötü zihniyetliler, bu kötü zihniyetin temsilcileri, sizlere sesleniyorum! Sen kalk güzelim alanı tek tek keserek yok et, sonra da kılıfına uydur burası zaten ağaçsızdı de, sonra da kamuya inşaatına izin ver. Yahu siz hangi kafasınız böyle yeşile düşman, doğaya düşman, insanlığa düşman. Sizler, bu ülke gençliğinin geleceğini kararttığınızın farkında mısınız? Ondan sonra kalk Orman Haftasını kutla, yere göstermelik bir iki fidan sok, sözde etkinlik yap, benzer etkinliklere katıl… İnsanı güldürmeyin, insan aklıyla alay etmeyin Allah aşkına.

Duyumlara göre ODTÜ yerleşkesi içinde bugüne kadar yaklaşık 100 hektarlık alanda yaşanan ağaç katliamı ne acı. Üstelik bunlar bu ülkenin Başkentinde, Anadolu’nun tam göbeğinde oluyor. Ankara’nın Başkent olmasıyla birlikte Atatürk tarafından başlatılan ormana, yeşilliğe bu kadar kin gütmek de nedir?

Şunu sakın unutmayın, her fidan birer candır. İnsan candan zor vazgeçer. Vazgeçerse de zaten yaşam biter. Ormanı sözde değil özde koruyalım, geliştirelim. Ormanın yararları, çıkar peşinde koşan, ranta alışmış ve alıştırılmış bazı geri kafalıların beyinlerinin alamayacağı kadar çoktur.

Düşünüyorum da eskiden öğretmenler "Çocuklar, ağaç dikin!" diye öğüt verirdi, şimdilerde ise gençler "Hocam, ne olur kesmeyin!" diye çığlık atıyo

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.