JAPON İŞİ

Hatırlarsınız, yıllar önce Kemal Sunal ve Fatma Girik’in başrollerini oynadığı bir film vardı: “Japon İşi”

Bir de ünlü bir Japon dizisi vardı bir zamanlar. Aralarındaki şu konuşmalar kalmış aklımda:

“Hay, vakeramusu koniçiva, Toronaga sama.”

Bugünkü yazımın konusu Japonlar ve Japonya…

Kendilerine göre birkaç dini inançları var Japonların. Ancak Müslümanlıkta olduğu gibi taciri fazla olmayınca akla ve bilime önem verip dünyada zirve yapmayı bilmişler. 

Japonya’da yaygın iki din var, bunlardan bir tanesi Şintoculuk, diğeri Budizm. Şintoculuk, Japonya’ya özgü çok eski bir din. Bildiğimiz dinlerden biraz farklı, kutsal kitapları yok ve eski efsanelerle karışmış inançlar içeriyor. Örneğin, Japon İmparatorunun tanrıların soyundan geldiği gibi bir inançları var. 

Japonların çiçek ve kâğıt süslemeleri de dünyada isim yapmış önemli birer alan.

Japonların bir de dürüstlükleri ve sorumlukları herkesten farklı. Örneğin görevli bir kişi çok uzak da olsa kendi alanında yaşanan herhangi önemli bir gelişme için gurur sorunu yapıp, ‘harakiri’ denilen bir yöntemle gözünü kırpmadan kendi canlarına kendi elleriyle son verebiliyorlar.

Japonya bilindiği gibi II. Dünya Savaşı bitiminde Hiroşima ve Nagazaki gibi iki büyük kentine dünyanın sözde ağası ABD tarafından atılan atom bombalarıyla büyük sıkıntılar yaşadı. Etkileri, kalıntıları hâlâ var. İşte burada okula başlayacak çocuklara ibret olması amacıyla gösterilen yerlerden biri bu atom bombasının atıldığı şehirler. İbret olsun, ders çıkarsınlar diye. Ya biz… Bize sanırım her gün Çanakkale gezdirilse alacağımız çok fazla ders olmayacak gibi… İşte bu derece duyarsız, ilgisiz, kültürsüz bir toplum olarak günümüzü gün yapmaya devam ediyoruz.

Japonların bir de dünyada tek ata sporları var. Sumo güreşleri… Normal insan bedenin üstündeki bedenler kendi kuralları içinde rekabetteler. Devasa, korku salan bedenleri olsa da sempatik görünüyorlar. 

Gelelim Japonya’yı Japonya yapan alana, teknolojiye.

Örneğin otomotiv sektörü… Yaşadığımız şehirde ya da kırsalında günlük yaşantımızın içine girmeyen Japon araç markası yok gibi. Honda, Nissan, Mitsubishi, Toyota Mazda hemen ilk akla gelenler.

Bitmedi. Suzuki, Daihatsu, Infiniti, Lexus, Subaru, Scion…

Hele klima teknolojisi dünyada bir numara. Hangi markasına bakarsanız bakın, bir harika… Daikin, Mitsubishi, Electric, Toshiba.

 ‘Sony’ girmeyen ev yok gibi ülkemizde. Televizyon, radyo, kaset ya da CD çalar, eski müzik setleri… Sharp, Hitachi, General, Panasonic, Sanyo, Fujitsu markaları da hep Japon.

Son zamanlarda Güney Koreli markalara karşı gerileyen Japon firmaları, yine de dünya sıralamasında yerlerini korumayı başardı. Dünyanın en iyi 500 markasının bulunduğu listeye 40 şirketi giren Japonya’nın ilk 100 listesinde ise 11 firması yer aldı. Otomotiv devi Toyota, Mitsubishi, Honda ve Nissan gibi firmalar ise ilk 50’de yerlerini korumaya devam etti.

Bugün İslam coğrafyasının pek çok yerinde kan ve gözyaşı egemenken Japonlar, İslâm dinine çok uzak olmalarına karşın toplum olarak mutlu olmayı, saygı ve sevgi içinde yaşamayı, birlik beraberlik ve dayanışma içinde olmayı, çalışma azmi ve kültürünü dünyaya örnek olacak biçimde yakalamışlar.

Yeri gelmişken Japonya’ya ait bir de öykü anlatalım:

Japonya'da 4. yüzyılın sonlarına doğru tahta oturan İmparator Nintoku, yüksek bir kuleye çıkar ve ülkesine bakar. Gökyüzüne doğru yükselen tek duman dahi göremeyince, halkının yoksul düştüğüne ve bu yüzden hiç kimsenin evinde pirinç dahi pişiremediğini anlar. Hemen bir ferman çıkaran Nintoku, halkının üç yıl boyunca sadece kendileri için çalışmasını emreder. Sarayda çalışanları bile evlerine gönderir... Sadece kendileri için çalışan halk, üç yılın sonunda bolluğa kavuşur... Nintoku kuleye çıkar, ülkenin her yerinde ocakların tütmekte olduğunu yükselen dumanlardan anlar. Yanındaki eşine sevinç içinde "Artık zenginiz" der...

İmparatoriçe ise üç yıl boyunca bakımsızlıktan dolayı her yeri eskiyen, çatısı akan, çiçekleri solmuş sarayı göstererek "Sen bu halimize zenginlik mi diyorsun?" der.

Nintoku'nun yanıtı, yüzyıllardır Japonlar'ın aklından çıkmaz:

"Halkın fakirliği, bizim fakirliğimizdir, zenginliği de bizim zenginliğimizdir."

Türkiye gelişmiş ülke diye biliyoruz. Allah aşkına bana teknolojik anlamda üretip dünyaya sattığımız bir marka söyleyin? Yok… Eee öyleyse gelişmişlik neye göre? Teknolojiye göre değilse gelişmiş miyiz? Kuru kuru övünmenin hakkından güzel geliyoruz.  İşe girmeden önce iş için yalvaran, işe başladıktan sonra da çalışma isteksizliğinden dolayı gözü hemen emeklilikte olan bir ülke vatandaşı ile gelişme olur mu?

Ta Uzakdoğu’da, II. Dünya Savaşı sonunda iki önemli şehrine dünyanın baş belası ABD tarafından atom bombası atılmış bir ülke, üstelik de hiçbir dine de sahip değiller, nasıl oluyor teknolojik anlamda gelişmişlik başta olmak üzere pek çok alanda bu kadar ilerideyken oturup düşünmek lazım.

Yalnızca teknoloji mi? Futbolcuları bile… İki tanesi de bizde. Yıllardır milli takım formalarını giymiş, İtalya, Almanya ve İngiltere’nin önemli kulüplerinde oynamış futbolcuları hem de… Yıllar önce vasatın ötesine geçemeyen İnnamato’yu saymazsak, iki yıl önce Nagatoma Galatasaray’a, geçen sezon ortasında da BJK’ye Kagawa… Üstelik de ‘Beş dakikada Beşiktaş’ sözünü rafa kaldırırcasına daha ilk maçında üç dakikada iki gol atarak tüm dikkatleri üzerine çekti.

Yine komedyen Şahan Gökbakar’ın ‘Recep İvedik’ filmi serilerinden birinde de yerlerini aldı Japonlar. Japonlar’a karşı insani sıcaklığımız var. Keşke bu sıcaklık bizde dürüstlük ve çalışkanlık alanlarında da etkin olsa…

Japonya’da sanırım bilim ve teknolojideki azmin ilk adımı eğitimle başlıyor. Japonya’da okula başlayacak çocuğa ilk önce gelişmiş teknolojik anlamda dünyada hükmeden işyerlerini, fabrikalarını gösterirler ardından da atom bombasının etkilerini taşıyan yerlerini gezdirirler ki çok yönlü ibret alsınlar diye.

Öte yandan genel eğitim konusunda da her yönüyle bilinçlidir. Örneğin Japon okullarındaki öğrenciler 4. sınıfa kadar, yani on yaşına gelene kadar sınava girmezler. Sadece ufak testlere girerler. Onlara göre okulda geçen ilk 3 yılda çocukların bilgisini değerlendirmek değil, görgü kurallarının aşılanması ve karakter gelişimi hedeflenmelidir. Çocuklara eli açık, merhametle ve anlayışlı olmanın yanı sıra, başka insanlara, hayvanlara ve doğaya karşı iyi davranmak da öğretilir. Çocuklar ayrıca sebat, öz denetim ve adalet gibi değerleri de kazanırlar.

İşin özü şu: küçücük adamlar arı gibi çalışarak hiç durmaksızın üretirken bizler de karşıdan öylece bakıyoruz.

Japonların çok yönlü teknolojik ürünleri tüm dünyada… Çünkü işlerini dürüst yapıyorlar, ürettiklerini sağlam üretiyorlar.

Konuya hangi yönüyle bakarsanız bakın, Japonya ile aramızda inanın dağlar var dağlar. Üstelik de arası kolay kolay kapanmayacak, ulaşılması olanaksız dağlar...

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.