Ödemiş Tarihi Çalışmaları Üzerine







Yerel tarih çalışmaları, son yıllarda akademik tarihçiler tarafından da önemli bir uğraş haline geldi. Geleneksel tarih yazımı ülkelerde yaşananları siyasi ya da askeri olarak ortaya koyar. Oysa, kentlerin de geçmişi vardır, belleği vardır. İnsanların olduğu gibi, kentlerin belleğinden veya hafızasından izler kaybolmaz. Hatta insanların karakteri olduğu gibi, kentlerin de kendine özgü karakterinden söz edilebilir. Bir şehrin tarihi, yani kurulduğu zamanlardan bu yana, o şehirde gerçekleşen tüm olaylar, bu olayların insanlar ve mekânlar üzerinde bıraktığı izler kent belleğini oluşturur. Geçmişin izleri yerel tarihçilerin yazdıklarında gün yüzüne çıkar.
Türkiye'de yerel tarihin yazılmaya başlanmasının ve kentin tarihinin yazılabilecek bir toplumsal olgu ya da merak edilen bir konu olarak görülmesi 19. yüzyıl sonlarına dayanır. Belediyelerin doğuşu, vilayet salnamelerinin yayımlanması, kent rehberlerinin ortaya çıkması ve Osmanlı topraklarını ziyaret eden seyyahların etkisiyle kentlerin geçmişine olan ilgi artmış ve Roma-Bizans-Selçuklu evreleri kronolojik olarak alt alta sıralansa dahi; ortaya bir kent tarihi çalışması çıkmıştır.
Ödemiş Tarihine ilişkin en kapsamlı çalışmalar olarak Behiç Galip Yavuz'un Ödemiş Tarihi ve diğer kitapları, Halil Dural'ın Ödemiş Tarihi, Doçent Dr. Günver Güneş'in Doktora Tezi ve yerel gazetelerde tefrika edilen ama tamamlanamayan Ödemiş Tarihi'ne ilişkin incelemelerden bahsedilebilir. Arada, makale düzeyinde Ödemiş'in geçmişini ortaya koyan/özetleyen çalışmalar da vardır. Raşit Yakalı, Söke Gümeler Köyü'nde öğretmenlik yapmakta iken, yabancı eserlerden de faydalanarak Ödemişin Tarihi'ni 3 Ocak 1963 tarihinden itibaren Cephe Gazetesi'nde yayınlamıştı. Kitap olarak basılamayan bu çalışma bilinenleri tekrarlamak gibi olsa da; yine derli toplu bir çalışmadır.
31 Ocak ve 4 Şubat 1967 tarihli Cephe Gazetesi'nde iki kısa bölüm halinde yayınlanan ve özet niteliğinde olan bir “Ödemiş Tarihi” makalesi yazım ve anlam hataları düzeltilerek aşağıda örnek bir çalışma olarak verilmektedir. 
“Miladi 1310 yılında Aydınoğulları Birgi'yi Başkent yaptıkları zaman Ödemiş o sıralardı metruk ve bugün “Durak” (Beytiköy) istasyonu civarındaki Süleyman köyüne bağlı altı hisse araziden oluşan bir parça idi. 8-10 hanelik bir çiftlik olan Ödemişin nüfusu Rum asıllı 25-30 kişiden ibaretti. Diğer beş hisse arazi ise Aydınoğullarından Mehmet Bey tarafından tımar olarak bir kumandana verilmişti. Bilahare bu çiftlik Umur Beyin kumandan ve sancaktarı bulunan İlyas beye verilmiştir. Bu bilgi o zamana ait bir vakfiyede görülen “Nahiyesi Birgidir, Karyesi Süleyman, Kadıkal İlyasa” ifadesinden anlaşılmaktadır.
Ödemiş'i içine alan bu tımar Aydınoğullarından İsa Bey'den alınarak Yıldırım Beyazıt zamanında Osman oğullarına devir edilmiştir. Yıldırım Beyazıt kendi seraptarı İskender Bey'e bu tımara vermiş, 1402 Ankara savaşına kadar tımar İskender Bey ailesinde kalmıştır. Yıldırımın mağlubiyetini müteakip Aydınoğulları toprakları, Tireye kadar gelen Timur tarafından tekrar Aydınoğullarından İsa Bey oğlu Musa Bey'e geri verilmiştir.
Yıldırımın kardeşleri Karacüneyt ve Kara Hasan Beyler bu topraklarda hak iddia etmişler, Aydınoğulları ile yapılan savaşta Karahasan esir edilerek Bodrum kalesine kapatılmış, kardeşi Karacüneyt Bey tedarik ettiği donanma ile Bodrum Kalesi'ni basarak, kendisini kurtarmıştır.
İki taraf tekrar savaşa hazırlanmış ve Ayasuluk civarında yapılan savaşta II. Umurbey mağlup olmuştur. Savaşla başa çıkamayacağını anlayan II. Umur Bey siyasete başvurarak kızını Karacüneyt'e vermiştir. Aydınoğulları topraklarına hakim olan Cüneyt 1403'te kendisini Bey ilan etmiştir. 1423 yılına kadar devam eden beylik, Osmanlılarla yapılan savaşta sona ermiş, esir edilen Cüneyt beyin kafası kesilerek Ödemiş'in bugün umumi mezarlığı olan Sungurlu mevkiindeki mezarlığa gömülmüştür.
İçine Ödemişi alan Süleyman Köyü ikinci Murat zamanında Cüneyt Beyin ailesine terk edilmiş, 1475 yılına kadar bu ailede kalmıştır. Bilahere Karacüneyt Bey'in torunu Ömer Bey tarafından Fatih'in sadrazamı Gedik Ahmet Paşa'ya bedeli karşılığı bu arazi satılmıştır. Eldeki vakfiyeye göre; 1517 yılında Mekke hasaları arasına alınarak vakfa verilmiş, Cumhuriyeti idaresi devrinde aşar vergisinin kaldırılmasına kadar bu işler devam etmiştir. Birgili Müftü Arif Efendi vakfiyesinde Ödemiş, OTAMIŞ diye yazılıdır. 17. yüzyıl başlarında Ödemiş 'Boyalık Tımarı' adı ile kayda geçmiş, ün almıştır. Uzun yıllar neticesinde Otamış kelimesinin Ödemiş olarak şekil değiştirdiği ihtimal halindedir.
Ödemiş'in bir adı da Boyalık Tımarı olarak halkın yaşlıları tarafından anılmaktadır. O tarihlerde bu arazide kökünden boya elde edilen 'meyan kökü' yetiştirilir ve dış pazarlarda rağbet görürdü. Bu mahsulün getirdiği servete bakan insanlar buraya toplanmış ve Ödemiş Köyü gittikçe büyüyerek kasaba manzarasına bürünmüştü. Avrupa sentetik boya üretimine başlayınca Ödemiş boya piyasası kriz geçirmişti. O günün eşrafından Emmioğlu Mustafa Bey'in teşvikiyle patates ve incircilik sahasına önem verilmeye başlanmıştı. Türk tütününün dışta gördüğü ilgi üzerine önce yerli Rumlar, sonra Ödemiş halkı tarafından tütüne de gereği kadar önem verilmeye başlanmıştı.
Mevcut vakfiyelere göre Ödemiş 1663 yıllarından bu yana gittikçe gelişerek, 1831 tarihinde ilçe olmuştur.” 
Ödemiş'in kasaba büyüklüğüne ulaşmasına kadar geçirdiği evrelerin özetlendiği, ders notu niteliğindeki yukarıdaki makale kentin coğrafyası, kentin ekonomik geçmişi, siyasi durum, kültürel kimlik, kentin toplumsal yapısı ve kentin maddi yapısını bir bütün halinde ele almasa da Ödemiş Tarihi'ne bir giriş niteliğinde okunmalıdır. Ayrıntılar üniversitelerin özellikle tarih bölümlerinin ve yerel tarihçilerin ilgilerinin artmasıyla bütünlük kazanacaktır.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.