BABA

BABA:
“Kızının ilk hayran olduğu adamdır.
Oğlunun rol modelidir.
GÜVENDİR,
HUZURDUR.
Evdeyse kapı kilitli mi diye kontrol edilmez.
GÜÇTÜR.
Yeri doldurulamaz bir SEVGİDİR!”
Baba sevgisinden yoksun büyüyen kız çocuklarının yetişkin olduklarında daha endişeli, güvensiz, üçüncü kişilere karşı SALDIRGAN tutumlar takındıklarını biliyor muydunuz?
Peki, kız çocuklarının ergenlik döneminde karşı cinsten aslında AŞK değil baba sevgisi aradıklarını…
Baba sevgisini doya doya yaşayan kız çocuklarının ise erkek arkadaş konusunda seçici olduklarını ve geleceğe dönük planlar yaptıklarını, bu planları gerçekleştirmek için çaba ve kararlılık gösterdiklerini,
Baba sevgisinin en az anne sevgisi kadar çocuğun KİŞİLİK GELİŞİMİNDE belirleyici olduğunu BİLİYOR MUYDUNUZ ?
İsterseniz tüm bu soruların cevaplarını bir genç kızın kaleminden okuyalım.
Uzun süredir kendisine yol arkadaşlığı yaptığım danışanım kısa bir süre önce bana göndermiş olduğu mektubu okurken, yıllardır seminerlerimde ve aile görüşmelerimde anlatmaya çalıştığım “Baba Sevgisi'nin” öneminin bu mektupla can bulduğunu hissettim ve kendisinin izni ile mektubu kısaltarak tüm babaların okuması için burada paylaşıyorum. 
BABAMI ARADIM YABANCI ELLERDE
Karanlığın içinde, tek başıma nefes almaya çalıştığım dönemde önce AŞK dediğim bir el tuttu ellerimi, sonra da sizinle tanıştım.
Annem, babam ders çalışmıyorum, sınav notlarım düştü diye getirdiler beni size. Oysa benim içimde derin fırtınalar kopuyordu, kimin umurunda !
Sanki, hayatımdaki tek eksik ders çalışmaktı. Ders çalışırsam her şey düzelecekti. Peki derslerimde başarılı olursam mı beni seveceklerdi ?
Geçen yıla kadar başarılı bir öğrenciydim. Ne farklıydı ki… Başkalarının yanında babamın kızı oluyordum, benimle övünüyordu ama yalnızken iğrenç bir varlık gibi davranıyordu bana. Umurunda değildim ben babamın. Varmışım, yokmuşum hiç…
Bir kere bilmem bana sarıldığını, saçlarımı okşadığını, öptüğünü; bilmem bana kızım dediğini, canım dediğini. Yıllarca bekledim, belki beni sever diye şirinlik yaptım, “şımarma” dedi. Ders başarım yüksekti hatta öğretmenlerimin göz bebeğiydim. TAKDİR belgemi sevinçle uzattığımda:
“Bana insanlık lazım, insan ol insan !” dedi. 
Nasıl olunuyordu ki İNSAN?
Ne yaptıysam yaranamadım, bir kere bile konuşurken gözlerimin içine bakmadı, sanki başka birisi ile konuşuyordu. Zaten küçüklüğümden beri annemi de sevmediğini düşünürdüm. Hep tartışırken boşanalım diyorlardı. Yemek masasının altına girip çaresizce ağladığımı bilirim. On bir, on iki yaşıma gelene kadar hep annesiz babasız yani kimsesiz kalacağımı düşünür, kendimi suçlardım. “Ben olmasaydım belki annemi severdi.” Kaç kere bilirim yavaşça odalarına gidip annem ya da babam gitmiş mi diye kontrol ettiğimi. Belki de bu yüzden okula alışmakta ilk yıllar zorlandım. Okuldan koşarak gelir annemi evde görmeden de rahatlamazdım. O dönem hissettiğim çaresizlik duygusunu anlatmıştım size. “Allah hiçbir çocuğa o duyguyu yaşatmasın.”. On bir yaşındaydım sanırım, bu tartışmalar benim için anlamanı yitirdi. Boşanmışlar, boşanmamışlar umurumda değildi artık. Ama kendimce çabalamayı bırakmadım. Her gece Allah' a yalvardım. “Ne olur babam beni de annemi de sevsin.” diye. Annem ise asla babama lâf söyletmedi. Aslında kaç defa tartışmalarına şahit oldum. “O senin kızın onun sana ihtiyacı var.” diye annemin ağladığını bilirim. Ama bana gelince, “O senin baban.” dedi. Beni bir kere bile dinlemedi. 
Geçmiş yıllara dâir tek hatırladığım şey UMUT' tu. Bir gün babam beni de annemi de sever UMUDU…
Ama bu umut beni karanlığa itti. Hayal kırıklıkları beni nefessiz bıraktı. Arkadaşlarımın babaları öyle güzel davranıyorlardı ki kızlarına, kıskandım onları; onlar öyle bir anlatıyorlardı ki, kendimi değersiz, iğrenç bir varlık gibi hissediyordum. Ve öyle kıskandım ki onları içimde dağ gibi ÖFKE birikti. Tabii sonunda hepsiyle bağlarımı kopardım. 
Nefret ettim “BABA” kelimesinden.
Babaya dair her şeyden!
Birgün Fen Bilgisi dersinde öğretmenim bir soruyu bildim diye saçıma dokunup, aferin dedi. O an var ya içim bir hoş oldu. Bu hoş olmak nasıl bir şeydi, anlatamam. Sırf bir kere daha saçımı okşasın diye fen dersini dört gözle bekler oldum. Ve öğretmenimin anlattığı her konuyu yalayıp yutuyordum. O aferin beni benden almıştı. Sonra bir gün anneme heyecanla anlattım. Annem bana “Kız yoksa aşık mı oluyorsun öğretmenine? O adam evli.” dedi ve telaşlandı. O an omuzlarım nasıl düştü. Benim hissettiğim AŞK değildi ki (sayenizde duygularımı TANIMLAYABİLİYORUM artık). Ama annem beni anlayamamıştı. Zaten ne zaman anlamıştı ki? Herkesten, her şeyden uzaklaştım. Her şey anlamsız geliyordu.  Ders çalışmak, güzel giyinmek, saçımı taramak, her şey… Hem niye ders çalışacaktım ki? Hiçbir umudum kalmamıştı. 
ARTIK AMAÇSIZ VE ÇARESİZDİM ! Ne yaparsam yapayım Kâmil Amcamın kızından, dayımın oğlundan iyi yapamıyordum. Hani bana sormuştunuz ya: “ Kıyaslandığın anda hissettiğin duyguyu anlatabilir misin?” diye… Kıyaslandığım anda hissettiğim duygular Nefret, Sevgisizlik, Değersizlik, senden bir nane olmazın hissettirdiği ise Yetersizlikti. Bu duyguların rengi ise Zifiri Karanlıktı.  Bana ayıracak hiç vakti olmadı o adamın, hep yoğundu işleri; eve geç gelir, elinden telefonunu hiç düşürmezdi. Bir şey sorduğumda hep terslendim, anlayışsız oldum. Çünkü o yorgundu ve ben onu anlamıyordum. Niye getirmişler ki beni dünyaya, yüktüm ben o adama yük ! Ölmek istiyordum artık! Ne tutunacak bir hayalim ne de umudum kalmıştı. Kimse sevmiyordu beni zaten. Sevilecek biri olsam önce babam severdi. Hiç kimse ile konuşmak istemiyordum ve adım artık “SURATSIZDI”! Çevremde beni anlayan hiç kimse yoktu. Kendimi derin bir yalnızlığın içinde hissediyordum. Ve bu yalnızlık hissi bana avazı çıktığı kadar “SEN BİR HİÇSİN” diye bağırıyordu.(Sayenizde duygularımı tanımlayabiliyorum artık.)  Bir sürü ismim olmuştu, Suratsız, Kavgacı, Huysuz, Burnu Büyük, Ukalâ…. Bu isimler ise beni çok kırıyordu. Çünkü fark ettim ki bu ben değildim. Kimse beni tanımıyordu. Aslında bu hırçın kızın pamuk gibi bir kalbi vardı. Yalnızca kendimi anlatamıyordum, çırpınıyordum, çırpınıyordum ama olmuyordu. Ve ondan da vazgeçtim, derin bir sessizliğe büründüm. 
“Tek istediğim SEVGİ, GÜVEN ve DEĞER idi.” (bunu da sizinle fark ettim.)
Bir akşam annem babama sizden bahsetti. Facebook'ta yazınızı okumuş ve arkadaşının oğlu size geliyormuş. “Biz de götürelim.” dedi. “Babam nereye götürürsen götür yoksa elimde kalacak.” dedi ve başladım size.
İlk seansı hatırlıyorsun değil mi Kanatsız Meleğim? Hiç konuşmadım ve içimden sürekli ben deli değilim diye tekrar ettim. Önce benim sessizliğime bir süre siz de eşlik ettiniz. Sonra, bana o yumuşacık sesinizle “Evet sen deli değilsin !” dediniz. İrkildim! Nasıl duymuştun ki iç sesimi? Bu imkânsızdı. Ve yine sakin yumuşacık sesinizle, “Sanırım öfkelisin, kızgınsın.” diye devam ettiniz ve öyle şeyler söylediniz ki; ilk defa anlaşılmış olmanın hissettirdiği buruklukla hıçkırıklara boğuldum. İşte o an bana ne var şimdi ağlanacak demediniz. Şımarık demediniz. Yavaşça koltuğunuzdan kalkıp, yanıma gelip oturdunuz. Yine o yumuşacık sesinizle bana “İzin verirsen ellerini tutabilir miyim ?” dediniz. Allah'ım! ilk defa biri benim elimi tutmak için izin istiyordu. Çekinerek uzattım ellerimi tir tir titriyordum. Ellerimi avuçlarına alıp, “Sen kendini ne zaman hazır hissedersen öfkenin, kırgınlıklarının sebebini ya da sebeplerini anlatabilirsin. Ben buradayım ve seni dinlemeye hazırım. Ders çalışmak, notlar hepsini şimdilik bir kenara bırakalım. Önceden düzenli ders çalışan, hayalleri olan, geleceğini inşa etmek için emek veren bir genç kız hayallerinden geleceğinden vazgeçiyor, kendisini herkese karşı kapatıyor. Çok kırılmış olmalısın !”
Ağlamaktan cevap veremedim. Yalnızca başımı sallayabildim. 
Kanatsız Meleğim, o an var ya hiç bırakma istedim ellerimi. Çünkü daha önce hiç kimse benim ellerimi bu kadar zarif bu kadar narin tutmadı. Ve hiç kimse beni sizin gibi ANLAMADI.
O gece hep sizi düşündüm. Ve sizi düşünürken gülümserken buldum kendimi.
Bu arada size gelmeden birkaç gün önce Facebook'ta biriyle tanışmıştım. Önce kabul etmedim arkadaşlık isteğini fakat öyle güzel sözler yazıyordu ki Messenger'dan sonra kabul ettim. Sonra sık sık sohbet eder buldum kendimi onunla. Sözleri ruhumu okşuyordu. O benim bir fotoğrafımdan etkilenmiş ve bana aşık olmuştu. Ben ise onun fotoğrafını dahi görmemiştim. Ama umrumda değildi. İsterse dünyanın en çirkin erkeği olsun, söylediği sözler yüreğime dokunuyordu. Beni bana anlatıyordu.  Ve bir gün bana, “ Seni görmek istiyorum.” dedi. O an kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Nasıl olacaktı ki, Çiğli' de yaşıyordu. 
“Ben gelemem ki.” dedim. “Senin gelmene gerek yok, ben gelirim.” dedi ve geldi. Sonra yine geldi ve sonra yine…
Kurtaracaktı beni bu hayattan. Ve beni prensesler gibi yaşatacaktı. Her geldiğinde benim sevdiğim gömleğini giyiyordu. Allah'ım bunun adı AŞK'tı  işte!
Sonra bir gün ellerimi tuttu, irkildim! Çünkü siz ellerimi tutmak için izin istemiştiniz ama o istememişti. Şaşırıp, “Ne oldu?” dedi. Ben de söyledim. “İnsan sevgilisinin elini tutmak için izin istemez ki.” dedi ve dakikalarca saçlarımı okşadı. Elleri, omzu bana huzur ve güven veriyordu. Öyle güçlüydü ki kolları, bana sarıldığı zaman sanki beni her kötülükten koruyacakmış gibi geliyordu. 
O gün onu uğurladıktan sonra sizinle seansımız vardı. Artık beni tanıyordunuz. Tüm yaşadıklarımı biliyordunuz. Sizinle paylaşmadığım tek bir şey kalmıştı. O da yaşadığım tarifsiz Aşk heyecanımdı, bunu da sizinle paylaşmaya hazırdım.  Odaya gülümseyerek girdim. Yerimde duramıyordum. Ve bir çırpıda yaşadığım aşkı anlatıverdim size. Sessizce dinlediniz beni sonra bana, “ ………. Üniversitede okuyor demiştin. Kaç yaşında ?” diye sordunuz. Hiç yaşını sormamıştım ki. “Bilmem” diyebildim. Ne önemi vardı ki yaşın? Sonra birkaç soru daha ve ben yine cevaplarını bilmiyordum. Şaşkındım! En güvendiğim kadın heyecanımı paylaşmıyordu. Sonra yine yavaşça yerinizden kalkıp yanıma gelip oturdunuz. Yine ellerimi tutmak için izin istediniz. Ve bana …………'nın ellerini tuttuğum ana gitmemi ve o an hissettiğim duyguları söylememi istediniz. İçim yeniden kıpır kıpır olmuştu. Gözlerimi kapatıp o anlara gittim. Ve yine aynı o anki gibi heyecanlandım. “GÜVEN”dedim.          
-Güven duygusu, peki başka dediniz. 
-HUZUR, GÜÇ dedim. “SEVGİ” dedim.
-Peki dediniz. Sen yıllardır bu duyguları hissetmek için kimin ellerini tutup, sana sarılmasını bekliyorsun ?
-Babamın dedim. Ve bir anda heyecanıma sanki bir gölge düştü. 
-Bir daha söyler misin bana huzur, güven, sevgi, güç sana kimi hatırlatıyor?
-Önceden sorsaydınız babamı derdim, ama şimdi …
-Evet güç, huzur, güven, sevgi babanı hatırlatıyor değil mi ? Peki sen bu duyguların yoksunluğunu çektiğin için kime kırgın ve öfkelisin?
-BABAMA dedim ve içim bir hoş oldu. Susmanızı isteyip kulaklarımı kapattım. Saçma diye bağırmak istedim. Siz ise tekrar ellerimi tutmak istediniz. Ve bana tekrar aynı soruları sordunuz. En son:
-Şimdi o ana tekrar git ve ………..'nın ellerini tuttuğunu ve ona sarıldığını hayâl et dediniz.  Ettim ama içim bir garip olmuştu. 
-…….'nın ellerini tuttuğun an o hissettiğin duygular babana duyduğun özlem olabilir mi? O el de babanın ellerini, o omuzda babanın omzunu aramış olabilir misin?
-Hayır! dedim, ağlamaya başladım. Bir taraftan da kızıyordum kendime, ilk defa mutluydum ama ağlıyordum. 
-Sanırım yaşça epey büyük senden, kısa bir süredir tanıdığın bir erkek…
-Evet dedim. 
-Bana hayır dedin ya biraz önce, şimdi de içindeki o küçük kırgın, öfkeli kıza sormanı istiyorum. Hiç kimseye güvenmezken kısa bir süre önce tanıştığı bir kişide Huzur, Güven, Sevgi ve Güç hissettiren duygu Babaya özlem olabilir mi? Lütfen sor ama cevabını hemen verme dediniz.
Kafam öyle karışmıştı ki, o an gitmek istedim. Çok kızdım size fakat gidemedim. O gece hiç uyumadım. Kafam çok karışmıştı. Bu sefer de kafamı karıştıran, en güvendiğim  insan ,SİZDİNİZ !
Gece yarısı beni aramak için yazdı, cevap vermedim. Çünkü henüz cevaplanmamış çok soru vardı. Bir tarafım BOŞ VER her şeyi, duyma Hüsniye Hanım' ı diyordu. Bir tarafım ise sürekli sesinizi kulağıma fısıldıyor, o senin ellerini izin isteyerek tuttu diyordu. Tüm bu 
gelgitlerle boğuşurken babamın geldiğini duydum. Ve çok garip bir şey olmuştu. Anneme:
-Özledim seni kadınım diyordu. Sonra da ilk defa:
-Kızım uyudu mu? diye sordu. 
Ben şaşkındım! Rüya mı görüyordum? Babam anneme özledim seni kadınım diyor, bana da KIZIM !
Sonra kapımı tıklattı, hemen uyuyor gibi yaptım. Cevap vermeyince yavaşça kapıyı açıp içeri girdi. Allah'ım neler oluyordu! Babam benim odamda, yatağımın kenarına oturdu. Derin derin nefes alıyordu, kalbim yerinden çıkacaktı sanki, sonra saçlarımda dolaşmaya başladı kocaman elleri; itmek istedim, buna hakkın yok demek istedim. Fakat içimdeki sonsuz öfkeye rağmen o kocaman ellerin saçlarımı okşaması var ya tutamadım kendimi ağlamaya başladım. Babam eğilip beni alnımdan öptü. Sonra da gözlerimden ve bana dedi ki:
“Gitme kızım, ben seni paylaşmaya hazır değilim ki.” Sesi titriyordu, öperken fark ettim yanakları ıslaktı. Ağlıyordu babam, hiç ağladığını görmemiştim ben onun.
-Gitme kızım diye tekrarlayınca hıçkırarak yatağımda doğrulup:
-Ben senden gitmedim ki baba, sen benden gittin. Bana varken yokluğunu yaşattın, benden utandın. Bir kere bile sevdiğini söylemedin. Bana kızım demedin. Ben seni hep bekledim baba, ben seni hep bekledim! Belki bir gün beni seversin diye bekledim. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Birden kalktı yerinden, vuracak sandım. Ama korkmuyordum, ilk defa babamdan korkmuyordum. 
Beni kolumdan öyle bir çekti ki kendine, başım ilk defa babamın göğsündeydi.  İtmek                 istedim babamı ama öyle bir şeydi ki bu, onun kollarında olmak, sarılmak…
Bir tarafta babamın kollarında ben, 
Bir tarafta kulaklarımda sesiniz, 
İşte o sorunuzun cevabı:
Ben babamı aramışım o kollarda Kanatsız Meleğim. 
Ben babamı aramışım o tuttuğum elde. 
Ve ben şimdi babamın, Gerçek Huzurun kollarındaydım ve ikimizde ağlıyorduk. 
“Baba beni sevmiyorsun sandım.” dedim. 
-Evlat candır kızım ben seni sevmez miyim? Ama bilmiyorum ben, sevgi nasıl gösterilir. Kız çocuğuna sarılınmaz, öpülmez dediler. İçinden seveceksin dediler. Hüsniye Hanım bana öyle bir söz söyledi ki, sarsıldım! 
Çocuğunuzu sevmekten, ona sarılmaktan korkmayın. Ama sevmiyorsanız         sarılmıyorsanız sizi hissedemez. İşte o zaman korkun !
“Öyle gördük be kızım. Neyse babalar da hata yapar.” dedi. Ve beni yatağıma yatırıp hızla odamdan çıktı. 
Canım Kanatsız Meleğim,
Babamın yanakları yumuşacıkmış, biliyor musunuz ? Ayrıca mis gibi losyon kokuyordu. Elleri de sıcacıktı, hele bir kalp atışı vardı, dünyanın en güzel melodisi.
Canım Meleğim, siz bana öyle şeyler öğrettiniz öyle şeyler fark ettirdiniz ki, mesela artık duygularımı tanımlayabiliyorum ve önce ben kendimi seviyorum. Beynimizin bize nasıl 
oyun oynadığını öğrendim sizden ve daha neler neler…
Siz canım Meleğim, siz bana babamı armağan ettiniz. Siz anneme eşini armağan ettiniz.  Siz bana baba huzurunun gerçek tanımını yaşattınız. 
Nasıl teşekkür edilir ki size, güler yüzünüzle, sıcaklığınızla, ışığınızla karanlığıma güneş olup doğdunuz. 
Unuttuğum, yok saydığım hayalimi çekip çıkardın gömdüğüm yerden. Evet, biraz zor olacak derslerde konu açıklarım çok ama size söz, özel derslerle konu eksiklerimi kapatıp belki ilk sene olmaz ama ikinci yıl Genetik Mühendisliğini kazanacağım. Özlemişim bu hayali kurmayı.
Hayalim yine zihnimde, babam yanımda ve ben umut doluyum. O şahsa gelince: 
Son buluşmaya babamın kolunda gittim. Babam ve arkadaşının öğrendiğine göre yine Hüsniye Hanım siz haklı çıktınız. 47 yaşındaymış ve evliymiş.
Allah beni KORUDU ÇOK ŞÜKÜR (Güneş gözlüğünü hiç çıkarmama sebebi belli oldu.) Artık bir biriyle şakalaşan baba kız gördüğüm zaman öfkelenmiyorum. 
Ve Hüsniye Hanım, siz bir mucizesiniz. Umutlarımı tüketmiş olarak geldiğim merkezinizde, sizinle hem kendimi tanıdım hem de umutlarıma sarıldım. Ve artık hiç kimsenin umutlarımı, hayallerimi ellerimden almasına izin vermeyeceğim. Çünkü ben, önce kendime güveniyorum. Evet zorlanıyorum ama başaracağım. Bir de sanki rüyada gibiyim. Sanki uyanacağım, her şey eskiye dönecek gibi geliyor. Sonra diyorum ki bu sana beyninin bir oyunu, yaşadıkların da baban da GERÇEK !
Canım Kanatsız Meleğim,
Siz öyle bir insansınız ki, sizi anlatmaya kelimeler yetmez. Annem de babam da sizin için tam bir hanımefendi diyor. 
Ve bu çılgın kız, o hanımefendinin önünde sevgiyle, saygıyla eğiliyor. 
Bakışınız, duruşunuz hep zihnimde, sözleriniz de kulağımda olacak. 
Şimdi diyeceksiniz ki, “Ben tüm bunları biliyorum neden yazdın?” diye…
Hiç sebebi yok yazdım işte…
Şu an gülümsediğinizi görür gibiyim ve siz hep gülün Meleğim. 
GÜLÜN Kİ, KARANLIKLAR AYDINLANSIN.  
Sevgili babalar mektubu okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer şimdi şansınız varsa kızınıza sımsıkı sarılın, sarılın ki kızınızın hayatına geç kalmayın!
Hüsniye PUZA GACAR
Çocuk Gelişim Uzmanı- Aile Danışmanı
Oyun Terapisti- Aile ve Öğrenci Koçu  

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.