İNSANOĞLUNUN UNUTTUĞU İNSANLIĞI

 

Bugünkü yazımda sizlere sosyal paylaşım sayfalarında ara sıra dolaşan ibretlik olaydan başlayarak bir şeyler anlatacağım. Yazıda yer alan bu fotoğraf 1889 yılında Şam'da çekilmiş. Bunlar gözleri görmeyen Müslüman Muhammed ile ayakları tutmayan, felçli Hıristiyan Samir…

Her ikisi de öksüz, her ikisi de yetim... Fotoğrafta görüldüğü şekilde yıllarca Şam sokaklarında dolaşmışlar; Samir yol göstermiş, Muhammed yol gitmiş gidebildikleri kadar. Tamamlamışlar birbirlerini, ömürleri boyunca aynı evi paylaşmışlar. Biri yokken diğeri anlamsız ve boş bakmış yaşama. Ancak yaşam bir süre sonra göstermiş acımasızlığını. Samir ölmüş, Muhammed yapayalnız kalmış. Yanında yılların can dostu Samir olmayınca günlerce eve kapanıp yas tutmuş Muhammed.

Çok geçmeden o da vefat etmiş Samir'in ardından. Hiçbirimize uzak bir hikâye değil aslında, kabul edelim ya da etmeyelim görünen ve görünmeyen noksanlıklarımız var. Dil, din, renk, ırk, cins ayrımları ötekileştirir insanı. Birbirine uzak ve anlaşılmaz yapar. Geçmişte ayrı dinden, ayrı dilden, ayrı ırktan olan insanlar bile taptıkları aynı Yaradan’ın olduğunu düşünmeksizin nelerini paylaşmadılar ki birbirleriyle. Komşularıyla paylaşılamayan ne kaldı ki aralarında. Ne zaman ki ayrımcılar girdi araya, bölündü, parçalandı her şey. Un ufak oldu kutsal saydığımız tüm değerler. Bölünen parçalan insanlıktı aslında. Yalnızca akıl ve iradeyle donatılmış en üst düzey tek varlık olan İnsanoğluna özgü insanlık...

Yaşam sınırlı, bu sınırlı yaşamda sınırsız oksijeni, sınırsız besini ve suyu paylaşamayacak ne var? Ölürken ne götürecek insan öte tarafa, hiç düşünüyor mu? “Kefenin cebi yok” sözü ne diye söylenmiş? Çok zenginle çok fakir olanın üstündeki toprak mı farklı, yoksa yattığı yer mi? Tamlık saplantısı, olma, ulaşma istekleri, ‘kimseye ihtiyacım yok’ cümleleri ne büyük yanılgılar aslında. Bütünler ancak eksikler buluştuğunda ortaya çıkar. İki tamdan bir bütün olmaz. İnsan dediğin eksiktir. Günlük yaşamın içinde idaresinin çoğu kendimizde olup, az da olsa yakalayabileceğimiz mutluluk da tamlıktan öte bütünlüktedir.

 Siz bakmayın 80’li ve 90’lı yaşların erişilmez olduğuna. İnsanoğluna tanınan ama az olsun ama çok olsun sınırlı… Sayılı günler çabuk geçiyor. Çünkü insanoğlu gözünü dünyaya açtığı andan itibaren kum saati tersine akmaya başlıyor. Toprağın altında yatan milyarlarca insan çok uzun saydığı fakat geriye dönünce hiç yaşanmamış gibi gördüğü uzun yılların sonunda vardı asıl yerlerine. Kısaca, yaşam kısadır, bu kısa sürede de olması gereken, beklenilen ayrılık gayrılık değil; birliktir, bütünlüktür. İnsanoğluna, insanca yakışan da budur.

Peki, bugün dünya büyüklerinin paylaşamadığı nedir? Bu anlaşmazlıklarının temeli, tek dertleri insanlığı iyiden iyiye bitirerek daha fazla maddi gelire sahip olmak mı? Öyleyse onlara şunlara hatırlatmak gerekir. Merak etmeyin, Sultan Süleyman’la belgelendiği üzere bu dünya kimseye kalmaz ve kalmayacak. Sizler de erken bitirme derdine düştüyseniz, dünyanın bu kalıcılığı daha da öne çekilecek, işte o zaman başınız göğe erecek.

Dünya üzerindeki çoğu soğuk savaş olarak nitelendirilen, kimi zamansa çıkar odaklı bölgelerde ısındırılan tüm horozlanmalara ve kargaşalara karşın; savaşlara, zulümlere karşın insanoğlunun özünü yani insanlığını unutmayacağı, barış ve kardeşlik içinde yaşanası nice güzel günlere…

 

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.