FACEBOOK


Facebook…

Türkçe karşılığı ilk anda anlamsız gelse de “Yüz kitabı” anlamına geliyor.

Son birkaç yılda çığ gibi büyüyen ve en yoğun biçimde kullanılan sosyal paylaşım sitesi…

Gerekli gereksiz, önemli önemsiz, yakışır yakışıksız pek çok karmaşık paylaşımların yapıldığı ucu sonu belirsiz site…

Günlük yaşamında bir baltaya sap olamamışların bile yaşam kaynağı olmuş durumda. Allah korusun, bazıları için varsa yoksa facebook. Laf aramızda facebookumuz olmasa hayat hepten çekilmez(!) 

Paylaşımlar neredeyse sınır tanımaz duruma geldi. Neredeyse vefat eden bir yakınımızın tabutunu taşırken ya da ne bileyim tuvalette falan öz çekim yapıp facebookta paylaşacak duruma geldik. 

Bir de “Falanca sana el salladı!”, “Filanca seni dürttü!” gibi uyarılar var.

Acaba gizli sandığımız paylaşımların ‘Biri bizi gözetliyor’ bağlamında gözetlediğinin kaçımız farkında?

Beğeniler, yorumlar ve paylaşımlarla facebookta paylaşılanlara destek o biçim. En çok dikkatimi çekense önemsenecek, tümüyle öz kültüre hitap eden, özgün bir paylaşım çoğu zaman az sayıda beğeni ve yorumlarla kalırken; kişinin yemek masasında rakı ya da bira ile verdiği pozlar daha fazla beğeni ve yorum alabiliyor.

Çoğunda yediği yemek ve gezdiği, tatile çıktığı yer en çok paylaşım yapılan konular…

Mangal ile verilen pozlar daha ayrıcalıklı yapıyor olsa gerek insanları. Ya da ne bileyim bulunduğumuz yere yakın konumdaki denizine değil de ne kadar uzak denizlere giderlerse daha ayrıcalıklı sanıyorlar kendilerini.

Bir arkadaşım kendi sayfasında yazmıştı:

”Yediysen kendin yedin, gezdiysen kendin gezdin bana ne!” 

Ben dâhil, herkes çoğunluklu olarak uğraştığı ya da ilgi duyduğu konularla ilgili paylaşımlara yer veriyor.

Yazılar, hele hele uzun yazılar fazla okunmuyor. Onun için son dönemde kısa cümleli renkli sayfalı paylaşımlar, kişinin kendince anlamlı saydığı mesajlar daha çok paylaşılıyor.

Sosyal yaşamında olması gerekeni olamayan, yapması gerekeni yapamayan, içinde uhde olarak her ne kalmışsa, hepsinin burada basa basa paylaşıldığını görüyoruz.

Kendine bir facebook hesabı açan kendini ayrıcalıklı bir insan sanıyor, erişilmez görüyor.

Kültürel anlamda katkıya her zaman varım. Ancak bu tür paylaşımlar yeterli oranda olmadığı gibi düşünülen oran da epeyce aşağılarda.

Göz hakkına neden olmuşsun, paylaşımlarının kimileri olmuş aynı zamanda kul hakkı. Yediğini paylaşacağına, yemeğini paylaşsan daha güzel, daha anlamlı olmaz mı?

Son yıllarda nerede ne yenilmişse, nereler gezilmişse paylaşımlarda rekor kırıyor. Konumun farklı olması bile fark yaratıyor. Bulunduğun yerin ne kadar uzağına gidersen paylaşımın bir o kadar değer kazanıyor olsa gerek. 

Bir de kedi köpek işkencecileri ve katilleri var facebookta. Zavallı hayvanlara çektirmedikleri kalmayan caniler… Size bir insan olarak, aklı başında insan gözüyle bakmaya inanın utanıyorum.

Sayfasına hiçbir şey koyamayan dinlenip dinlenip kendi fotoğrafını koyuyor. Daha da olmadı, elindeki bira ve rakı bardağını…

Karneler dağıtılıyor. Daha o anda başlıyor karne ve takdir paylaşımları. Kızım bugüne kadar sayamadım kaç dönem takdir aldı, ancak hiçbirini de facebook sayfasına koyduğumuzu hatırlamıyorum.

Kültürle ilgi önemli bir şey paylaşılıyor, beğeni: 30-40… Adam ailesiyle, çoluk çocuğuyla bilmem nerde yemek yiyor, beğeni: 300-400…

Facebook kültüre büyük katkılar vermesi gerekirken, tam tersine zarar verir duruma geldi. Çünkü kültüre hitap eden paylaşım yetersiz kalıyor. Bu bağlamda kültür yozlaşmasına facebook kanalıyla dolaylı olarak katkı sağlanmış oluyor.

Yakılan mangallar süslüyor kimi sayfaları. Duman duman etraf… Sonra piknik alanının görülmek istenmeyen iç burkan o çirkin kalıntıları… Uygar olmak temizlikle başlıyor ama duyarsız olunca insan, cehaletle süslenmiş aydın olmanın erdemine yaklaşamıyor bile.

Emekli bir İngilizce öğretmeni ne güzel tanımlamış:

“Düşünemeyenlerin var olduğu bir çağ bu facebook.”

Bir de aklıma gelmişken değineyim, facebook arkadaşlıklarında çoğunlukla önceden birbirlerini yakından tanıyanlar arkadaş. Aralarında aynı meslekten, aynı işi yapan çok sayıda insan var. Ancak bunların birbirleriyle facebook arkadaş arkadaşı olmadıklarını görüyoruz. Nedeni, ya çekememezlik ya da birbirlerini tanısalar bile düşünce yapısı, dünyaya bakış açısı olarak uzak olmaları, birbirlerine itici gelmeleri olabilir mi, diye düşünüyorum.

Merak ediyorum, facebook hesabı olanları ayrıcalıklı, özel ve erişilmez mi görüyorlar, facebookta hesabı olmayanları adamdan saymıyorlar mı, gezdiği yerlerin fotoğraf ve videolarını paylaşmayanları gezmemiş, yediği yemeği paylaşmayanları yememiş mi sayıyorlar anlamak çok zor. Zatı şahaneleri acaba konumu belirtmezse insani değerlerden yoksun mu oluyor? Şahıslar öz çekim yapmazlarsa, sayfalarına koydukları fotoğraflarına kişiyi farklı bir yüz modeliyle sunan özellikte süsleyip (swett selfie) paylaşmayınca olmuyor mu?

‘Facebook’, başta dedim ya adı üzerinde ‘yüz kitabı’… Mutluluğun çocuk yaşlarda olanlar için zamanın hemen her anında yer alsa da büyükler için küçük ayrıntılarda gizli olduğu yaşamın bize sunduğu sürprizlerle yüzleşiyoruz bir bakıma. Aralarında çevredekilerinin tınlamadığı insanlar da var bu yüzleşmede, ayrımsız. Yalnızca yaşam penceresinden bakış açısı farklı hepsinin.

Aslında bu konuda yazacak çok şey var. Aklıma gelenleri sizlerle paylaştım. Şimdi ‘facebook’ konulu bu yazımı sonlandırıyorum, izninizle facebook’un başına geçeceğim de…

Sonuç olarak herkes kendine açtığı facebook sayfası ve burada kendine göre yaptığı paylaşımlarla kendini özel sanıyor. Oysaki hepimiz o çok değerli gördüğümüz facebook sayfamız kadar sıradanız ki…

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.