ÇEK ARABANI

Birisine, herkese açık bir alanda araç parkı konusunda farklı söz ve eylemlerle tehdit etmenin adliyelik bir suç olduğunu biliyor muydunuz? Bu durum kimi zaman en hafifinden de olsa adliyelik olabiliyor. Konu en basit biçimiyle ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu’na giriyor. Emsal teşkil eden duruma ait yaşanmış bir örneğini biraz sonra aşağıda paylaşacağım.

Şimdi yaşadığımız köy kente, yani köyde yaşadığımız gibi yaşamaya çabaladığımız sözde şehrimize, kentimize, ilçemize gelelim; konuyu da yine aynı yere yani araç parkına getirelim.

Araç yoğunluğunun fazla olduğu, pek çok cadde ve sokaklarının dar olduğu Ödemişimizde şehir içine pek çoğumuz aracımızla çıkmış ve uygun park yerleri varsa oraya park yapmışızdır. Sabah erken de olsa gece geç saatlerde de olsa merkezdeki belirli cadde ve sokaklara araç park etmek başlı başına bir dert. Gerçekten de bu durum her geçen gün çileye dönüşen bir hâl aldı. Açık ya da kapalı/katlı ücretli park yerlerinin olması bile size aracınızı güvenli bir yere park ettiğiniz izlenimi vermiyor. Okul bahçesi de olsa, şehir içindeki ücretli park yerleri de olsa başı, kıçı dışarıya uzanmış aracınıza her an başka bir sürücü toslayabilir. Ana cadde boyunca park yasak, oraya yasak buraya yasak. Yasaklar herkes için olmalı. Bir bakıyorsunuz aracınıza ceza yazılmış, bir bakıyorsunuz bir başkasının aracı park yasağı olan yerde koç gibi duruyor. Şehir içinde bazı katlı otoparklar yapıldı da trafik biraz olsun rahatladı. Yoksa evleri şehir merkezine uzak olanlar zorunlu olarak özel aracıyla gidiyor ve bunu park yapacak yerler arıyorlar. Geçici de olsa ana cadde ya da sokaktaki dükkânlardan birinin önüne aracınızı park etiğinizi gören dükkân sahipleri hemen yola fırlayıp “Hop hop hemşerim, buraya park etmek yasak!” diye çıkabilir.

“Peki, kim koydu yasağı, baksana öteki dükkânların önü araçlarla dolu!”

“Ben anlamam yasak işte, ben koydum!”

Siz sanırsınız ki yasaları devlet koyar ve uygular. Demek ki bazı dükkân sahipleri de kendince yasak koyabiliyorlar(!)

İşte suç…

“Peki, kardeşim ben niçin buraya park edemem?”

“Çünkü burası benim tükkanın önü!”

“İyi de senin dükkânın önüyse ne yapalım, dükkân seninse, önü senin değil ki? Kirasını, vergisini veriyorsan dükkânın kirasını, vergisini veriyorsun. Senden dükkân önü kirası ya da vergisi alınıyor mu?”

Tartışma uzayıp gider. Dükkân sahibi işlettiği dükkânın önünün etik olarak kendisine ait olduğunu belirtmek istiyor ama yasal olarak kendisine verilen bir ayrıcalık bulunmuyor oysa. 

Yıllar önce tüp bayiliği yapan şimdilerde ise başka iş koluna yönelen bir densizle bu konuda sürtüşme yaşamıştım. O densiz de kendi dükkânın yan tarafına park etmiş olduğum aracımdan rahatsız olmuş, karşılıklı bir iki sert laf etmiştik.

Yine geçmiş yıllarda sen/ben araç parkı konusunda işi silahla tehdide hatta saldırıya kadar varan örnekleri de duymuştuk.

Bunun örnekleri hiç şüphesiz çoktur. Öyle sanıyorum, bencilliğin tavan yaptığı, saygının ve anlayışın yerle bir olduğu böyle bir dönemde, sözde gelişmiş(!) ama insanlığın kalmadığı yerlerde örnekler hemen her gün mutlaka yaşanıyordur.

Peki, konu buraya nasıl geldi? Henüz iki gün önce bir olay yaşadım. Şöyle ki:

Aracımı o sabah evimin hemen yanındaki üç araçlık bir cebe park ettim. Henüz gün bitmeden trafikten aradılar:

"Beyefendi, ........ plakalı araç size mi ait?"

"Evet, benim."

"Araç çıkışını engellemişsiniz."

"Kesinlikle araç çıkışını engellemek gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü park ettiğim yerin önü kaldırım, arkası da yol... Belki oraya araç parkeden, orayı sahiplenen birinin işine gelmemiştir." diye ekledim.

“Biz buradan göremiyoruz, gelen bilgi bu şekildeydi. Bir baktıralım.” dedi görevli.

Demek baktırdılar ki ben haklı bulundum. Bir daha da aramadılar.

Düşündüm de… Fesatlığa bakar mısınız? Kendini uyanık sanan beyefendi (!) kendi çıkarı için trafiğe yanlış bilgi veriyor. Cep, babasının tapulu malı sanki.

Ben, kendi evimin önüne yıllardır hemen her gün park edilen hiçbir araca bugüne kadar hiçbir şey demedim, demem de. Çünkü böyle bir hakkım yok. Çünkü orası benim evimin önü de olsa umumundur, ortaktır.

Yazımın başlarında sözünü ettiğim, konuyla ilgili basında yer alan adliyelik örneğe gelince:

İstanbul Bayrampaşa'da aracını sokakta boş bulunan bir yere park eden avukat Fatma D.'ye , "Başka yere park et" diyerek engel olmak isteyen kişiye 'Kişiyi hürriyetten yoksun kılma' suçundan 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Emsal nitelik taşıyan dava konusu olay, 16 Temmuz 2019’da meydana geldi. Avukat Fatma D. (26) nişanlısı Samet D.'nin arabası ile Bayrampaşa'da bulunan bir mekâna gitmek için yola çıktı. Bayrampaşa'da gideceği yere geldiğinde aracını ara sokaklardan birinde uygun bir yere park etti. Fatma D. tam aracından ineceği sırada, yanına gelen İbrahim E. adlı kişi "Aracını başka yere park et. Buraya ben aracımı park edeceğim." dedi. Bunun üzerine avukat Fatma D., kamuya ait sokakta aracını istediği yere park edebileceğini söyleyerek İbrahim E.'nin isteğini reddetti. İbrahim E.'nin kendisine bağırarak istediğini yaptırmaya çalışması üzerine avukat Fatma D. 155 Polis İmdat hattını arayarak yardım istedi. Olay yerine gelen polislere durumu anlatan Fatma D., İbrahim E.'den şikâyetçi oldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İbrahim E. hakkında emsal olacak bir dava açtı. İddianamede genç kadının aracını park ettirmeyerek hürriyetini engellediği gerekçesiyle İbrahim E. hakkında 5 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, Türk Ceza Kanunu'nda "Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçunun sadece kişinin bir yerden bir yere gitmesinin engellenmesi halinde değil, kendisinin bir işi yapmasına müsaade etmesi için kişiye karşı cebir kullanılması halinde de aynı cezaya mahkûm edilmesi gerektiği, İbrahim E.'nin de genç kadını aracını başka yere park ettirmeye zorlayarak bu suçu işlediği belirtildi.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.