ARAP HAYRANLIĞI

Dinini gerçek kaynağından, ilim irfan sahibi değerli kişilerden değil de kulaktan duyma, oradan buradan, gericiden, yobazdan, bağnazdan, tüccarından tacirinden; sözde hoca geçinen saçma sapan insanlardan öğrenenlerin din adına doğru bildiği o kadar çok yanlış konu var ki… 

Arap kültürü ile Müslümanlığı çorba yaptık. İlber Ortaylı hocanın belirttiği gibi Arap kültürünü Müslümanlık sandık. İşte asıl yanılgı da bu noktadan başladı zaten. Çölün cahil bedevilerine bu yüzden farklı gözle baktık. Oysaki son din İslâmiyet ilk anda işte bu çöldeki kendi kız çocuklarını diri diri kuma gömecek kadar acımasızlaşan cehaletin üstüne doğruları anlatmak için gönderildi. Başlarda bu doğrulardan uzak yakın demeden kısmetlenen kısmetlendi, uzak kalanlarsa yanlış yoldan ilerlemeyi sürdürdüler. Öyle ki bu gerçek yol, yanlışta direnen Peygamberimizin öz amcası gibileri bile (Ebu Leheb) ateşten uzaklaştırmaya yetmedi.   

Şimdi üzerinde durulması gereken birkaç sorum olacak.

Arapça kutsal bir dil midir?

Peygamberimizin (s.a.v.) Arap ırkından olması, Arap halkını kutsal bir topluluk mu yapar?

Kur’an-ı Kerim’i Arapça okumak daha fazla mı sevap kazandırır?

Ben bu konuların uzmanı değilim. Ancak Allah’ın bana bahşettiği aklımla, sade bir Müslüman olarak, aklın yolu birdir mantığından hareketle konuyla ilgili olarak doğruluğuna yürekten inandığım bilgilerim ışığında, birtakım belgelerle birlikte herkesin anlayabileceği mantık çerçevesinde, uygun bir dille açıklamaya çalışacağım. 

Arapça kutsal bir dil değildir. Yeryüzünde farklı kıtalara dağılmış, farklı ırktan ve farklı dinlerden olan insan toplulukları yer yer ortak bir dil kullansalar da hepsinin yaşadıkları coğrafyalarında kendilerine göre farklı dilleri vardır. Dil zaten aralarında anlaşmayı sağlayan bir araç görevindedir. Dün dünyayı, tüm insanları Allah yarattığına göre, hepsi farklı diller konuşmasına karşın kalp dilleri sonuçta Allah’ta birleşirler. Sonuç olarak bütün diller Allah’ındır ve hiçbirinin diğerine göre üstün tarafı yoktur. Bu bağlamda ne kendi dilimiz Türkçenin ne de dünyanın ortak dili kabul edilen İngilizcenin ne de Arapçanın diğer dillere göre hiçbir üstünlüğü yoktur. Kur’an-ı Kerim’in ilk geliş yeri olarak Arap toplumuna Arapça biçiminde gönderilmesi kadar doğal bir durum yoktur. Zaten Zuhruf Suresi 3. Ayeti bu düşünceyi kanıtlar niteliktedir:

“O'nu düşünüp kavrayabilmeniz için, Arapça bir kitap olarak indirdik.”

Arapça’nın sanki kutsal bir dil olduğu algısı, okul çağına kadar indirgenmiş. Geçenlerde hem basından hem de sosyal medyadan okuduğum kadarıyla, Gümüşhane’de bir imam hatip lisesinin öğrencilerinin 1.lik alan projesi “Arapça Manav Tabelaları” ne kadar gereksiz, saçma, basitti. İşte biz eğitimde bundan bir yere varamıyoruz ya…

Peygamberimizin (s.a.v.) Arap ırkından olması, Arap halkını kutsal bir topluluk yapmaz. Kaldı ki dini emirlerin bir bölgeye gelmiş olması o topluluğun masum olduğundan değil, azıtmış bir toplum olduğundandır. Çok yönlü yanlışlarıyla göze batan konuları düzeltme amacını güder. Öte yandan bırakın bir ırkı ya da bir topluluğu, her insan kendinden sorumludur, ancak dinde ‘takva’ denilen özelliğiyle ön plana çıkabilir. Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Hutbesinde bu durumu şöyle belirtmiştir: “Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.”

“Her koyun kendi bacağından asılır.” diye bir atasözümüz vardır. Bu bağlamda Peygamberimiz kendi öz amcasını bile kurtaramamış, Tebbet Suresinde geçtiği üzere Ebu Leheb ile karısı, İslam’a karşı durmasından dolayı henüz sağlıklarındayken cehennemle müjdelenmiştir. Sekiz yıl daha yaşadıktan sonra çiçek hastalığından kâfir olarak ölmüştür. Bu olayın bile hikmeti meydana gelmiş ve son çeyrek asırda bir papaz, bu sureden ve olaydan etkilenerek Müslüman olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’i ‘Arapça’ okumak daha fazla sevap kazandırmaz. Kimilerinde böyle bir anlayış var ya da böyle algı oluşturulması böylelerinin işlerine geliyor. Allah’ın dili Arapça mıdır da böyle bir zorunluluk olsun? Bütün diller Allah’ın dili değil midir? Böyle bir zorunluluk olsa zaten yukarıdaki Zuhruf Suresinin ilgili 3. Ayetiyle tezat oluşturmaz mıydı?

Bırakalım bu gereksiz Arap hayranlığını. Bizi yıllarca 1. Dünya Savaşı sıralarında farklı cephelerde İngilizlerle bir olup arkamızdan vuran hainler bunlar değil miydi?

Bir vatandaş sorularla konuyu aslında ne güzel ifade etmiş:

“Siz hiç Arapların biz Türkler için ağladığını gördünüz mü? Karabağ’da Türkler katledilirken gösteri yapan Mısırlı gördünüz mü hiç? Kerkük’te Türkmen katliamı yapılırken Gazze’de sokaklara dökülen Filistinli gördünüz mü? Doğu Türkistan’da Türkler öldürülürken ‘Müslüman Kardeşler’ neredeydi? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanıyan bir tane Arap ülkesi gösterebilir misiniz? Söz konusu Türk olunca neden ortada Müslüman kardeşliği kalmıyor?”

Siz hiçbir bir Arap ülkesinin Türkiye’nin zor zamanlarında yanında olduğunu duydunuz mu, gördünüz mü? Ancak satılacak yerimiz olursa, hazır kıta bekliyorlar, hemen talip…

Arap coğrafyası sürekli karışıktır. Parayla kul yapılır, kullanılır ve kullandırılır. Atatürk’ün son vasiyetlerinden biri de şudur:

“Ortadoğu’ya karışmayın.”

Geçmiş yıllarda devlet üstün nişanı verdiğimiz Kral Abdülaziz liderliğindeki Suudi Arabistan, kamuoyuna yansıyan son bilgilere göre Suriye’deki PKK uzantısı PYD’ye 100 Milyon dolar bağış yapmış, hadi gözümüz aydın(!) Ayıp-post, düşman-dost hikâyesi işte…

Arapların uzun bir geçmişe uzanan ilişkilerinin hemen her döneminde ihanetler göze çarpar. Arapların Türklere ilk ihaneti ticari ortak oldukları Göktürklere ait bilgileri Türklerin doğal düşmanları olan Çinlilerle paylaşmalarıdır.

Geçen yıl Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed'in Medine'deki kutsal emanetleri kurtarıp İstanbul'a getiren Fahreddin Paşa'yı "hırsızlıkla" suçlamadı mı? Yine aynı paşamızın 72 gün boyunca askerleriyle birlikte çekirge yiyerek hayatta kalıp ölümleri pahasına savundukları Türk kalesi Ecyad için “Burada Türk kalıntısı istemiyoruz” diyen, kimilerinin Atatürk’e bile çok gördüğü 2015’te ölen Suud Kralı için tutulan ulusal yas neyin hayranlığıdır?

ABD’nin uşağı olmuş Suudi bir general ülkemiz için aynı şunları söyledi bir süre önce:

“Türkiye’yi terbiye etmemiz lazım. Kuşatma altına alalım.”

Allah’tan petrol buldular da şimdilik durumları idare ediyor. Yoksa pek çoğu çölde böğüre böğüre yok olup gidecek.

Türk ve Türkiye aleyhine yürütülen ve düşünülen bu somut örneklerden de anlaşılacağı üzere Arapların Türklüğe karşı güttüğü ırksal bir kin söz konusudur.

Öyleyse Arap hayranlığı, boşuna bir merak, boşuna bir hayranlıktır. Bırakın bu hayranlığın ölçüsü, köpeklerimize verilen birer isim olarak kalsın.

Arap’a hayranlık duymak, dolaylı olarak Araplaşmak değil önemli olan; Türklüğün anlamını ve değerini iyi kavramak ve ona göre olayın içine Araplaşan dini değil, asıl olması ve uygulanması gereken gerçek dini de katarak yaşayabilmektir.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.