KÖTÜLÜK ZAMANDA MI BİZDE Mİ?

 Hayatımızı niçin çatışmalar üzerine kurarız? İyi miyiz, kötü müyüz, iyilik ve kötülük göreceli kavramlar mı? Biz neden hep böyleyiz? Her değişikliğe tepki veriyor, olaylara olumsuz yönde yaklaşıyor, beynimizi buna göre kurguluyoruz. Düşüncelerimizdeki olumsuzluk, davranışlarımıza yansıyor, alışkanlığımız ve karakterimiz oluyor. Şu bir gerçek: İnsanlar, olaylar, şartlar eskisinden daha iyi ya da daha kötü değil. Her iyi ve kötünün kendi içinde bir tutarlılığı ve mantığı vardır. Hayat, iyi ve kötü çarpışmasından, dengesinden ibaret. Sizin neye, nereden baktığınız ve kendinizi nerede konumlandırdığınız önemli. Şükretmek varken küfretmek, takdir etmek varken aşağılamak, sevmek varken dövmek, kucaklamak varken ötekileştirmek; sizin insan sevginiz, olaylara yaklaşımınız, hayat algınızla ilgili. Anne genç çocuklar küçük; anne paylaşılamaz: herkes benim annem diye çekiştirir. Çocuklar büyüyüp anne yaşlanınca; senin annen, senin annen, diye itilir. Ne oldu da dün “benim” denen anne veya baba bugün “senin” oluyor? Dün kendisine ihtiyaç hissedilen annenin biyolojisi çöküyor, muhtaç hale geliyor. Çocuklar, dün kendisine muhtaç oldukları annelerini bugün fazlalık olarak görüyor. Anne ve babaya (inancımızda ve kadim kültürümüzde) “Öf!” demenin bile yasaklandığı, sevginin, vefanın, değerbilirliğin güçlü olduğu bir inanca sahip iklim olsaydı bu sahneler yaşanır mıydı? Bu konudaki karnemiz nasıl, iyi mi, kötü mü? Yaratan’ın tecelligâhı olan (kalbiniz) vicdanınız sizi iyiler ve kötüler cephesinden hangisine yerleştiriyor? Zor soru değil mi? Bugün hayata bakışımız nasıl, kendimizi nerde konuşlandırıyoruz? Elinizde cep telefonuyla öz çekim yaparak sahilde yürüyorsunuz, denizden gelen “İmdat!” çığlıkları kulağınızda yankılanıyor. Bakıyorsunuz, biri, eli dışarıda boğulmak üzere ve yardım istiyor. Yüzmeyi biliyorsunuz. “Az rastlanacak, ilginç bir sahne.” deyip haberleştirmek üzere fotoğrafını mı çekersiniz, kişiyi kurtarmak üzere denize mi atlarsınız? Yoksa özçekiminize devam mı edersiniz? Kime, neye niçin değer veririz, değer verirken kriterlerimiz, iyi ya da kötü algımız neye göre şekillenir? Bir doğrusu olmayanın, hiç doğrusu yoktur veya pek çok yanlışı vardır. Ben ne yapayım, zaman kötü algısı bizi kurtarmaz. Zaman, mekân, çağdaşlık, arkadaş, teknoloji düşkünlüğü gibi olgular; bizim iyi veya kötü olmamız için birer sebep değil. Bu kavramlarla kendimizi savunamayız. İyilik ve kötülük ilk insanla var oldu, son insanla da var olacaktır. Biz hangi taraftayız? Rol modelimiz Habil mi Kabil mi ? “Gök kubbe altında söylenmemiş söz, sosyolojik olarak yaşanmamış olay yoktur, söylenen her yeni söz, yaşanan her yeni olay öncekinin tekrarıdır.” Sözler ve olaylar, su moleküllerinin birbirine benzerliği kadardır. Tarihin kaydettiği, Firavunlar, Nemrutlar, Hitler, ve daha niceleri; hep vardı, gene var olacaktır. Her Musa’ya bir Firavun hep olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bunlara kızarak teselli bulmanın veya bunları severek övünç duymanın bize bir katkısı olmayacaktır; fakat belki tarafımızı belirtir; ama bizi kurtarmaz; çünkü sorumluluk ve hesap bireyseldir, vicdan kişiseldir. Biz neredeyiz? Herkesin yorulduğu yere han yapıvermezler. Hayat bahardan ibaret değildir. Yazı da vardır, kışı da, iyiler de vardır kötüler de. Dünya siyah ve beyazdan ibaret de değildir. Griyi de görürsün yeşili de. Hayat her rengin ve her duygunun harman olduğu yerdir. İşte Hayat, bunların çatışma arenasıdır. Aliya İzzet Begoviç, “Her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.” diye sitem eder. Zulüm karşısında suskun, kötülük karşısında tarafsız olunamaz. Pasif iyilik, insan fıtratıyla uyuşmaz, kişinin kendini inkârdır. “Herkesle iyi olacak kadar kötü olamam.” hayat felsefesini çok onurlu bulurum. Hangi yolun yolcusuyuz? Anne babasını son güne kadar, ilk günkü gibi sevenlerden misiniz, yoksa itenlerden misiniz? Yardım isteyen çaresiz birinin görüntüsünü alma derdinde misiniz, ona yardıma koşanlardan mısınız? Yok edilen değerlerine sahip çıkanlardan mısınız, İnkar, zulüm, şirk, kötülük karşısında susanlardan mısınız, iyilik ve şeref uğruna sefere çıkanlardan mısınız? Rabbimiz bize iyi yolu da göstermiş, kötü yolu da. İyi insanları da bildirmiş, kötü insanları da. Şimdi biz neredeyiz, yolumuzu ve yönümüzü seçtik mi? Haksızlık karşısında susan, hayatını yaşayanlardan mıyız, doğruyu gerçeği her daim söyleyen ve savunanlardan mıyız? İşte bütün mesele burada… Kandillerimiz iyi ve iyilik için yansın, yolumuz ve yönümüz doğruluk ve güzellik için olsun. Hoşça kalın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.