VİRÜS

Bir yandan Akhisar merkezli sallanmaya devam ederken bir yandan da Çin kaynaklı bir başka önemli gündem konusuyla uğraşıyoruz.

Virüs…

Sözcük anlamıyla tıp terimi olarak tanımı şöyle:

“Hastalık yapıcı, bakterilerden daha küçük, yaşamak için bir başka hücrenin içine girmek zorunda olan ve ancak elektron mikroskobunda görülebilen parazit.”

Peki ya tıp terimi dışında?..

İşte bunu da bilişim teknolojisi ile içli dışlı olanlar çok iyi bilirler:

“Veri girişi yoluyla bilgisayarlara yüklenen, sistemin veya programların bozulmasına, veri kaybına veya olağan dışı çalışmasına neden olan yazılım.”

Dünyanın başına bela olan hastalık virüsü mü yoksa bilişimle ilgisi olmasa da bu tanıma daha yakın görünen emperyal virüs mü dersiniz?

Bence en tehlikeli olanı emperyal virüs. Çünkü ilki olmadan, düşünsel ve devinimsel olarak harekete geçmeden ikincisi zaten ortaya çıkmıyor.

Geçen hafta sosyal paylaşım sitesinde şahsen bana da pek sürpriz gelmeyen şöyle bir iddia paylaşıldı:

"Irklara göre virüs üretiliyormuş artık yani hangi ırkı hangi virüs daha kolay yıkar yok eder yener bu tespit ediliyor Buna göre virüs üretiliyor. Bunu da tabii ki daha önce alınan kanlarla tespit ediyorlar Amerika'da biriktirilen kanlarla Türkiye'de Oktar Babuna kanser olduğu iddiasıyla kan bankası oluşturacağız.” deyip onlarca İnsanın kanını toplayıp sonra bütün o kanları Amerika'ya kaçırdığı gibi bebeklerden alınan topuk kanları gibi her ülkede bu tip operasyonlar yapıyor emperyalizm ırkların genetik yapıları zayıf yönleri güçlü yönleri tespit edilip Buna göre onu yok edecek yenecek virüsü üretiliyor ve o ülkede ortalığa salı veriliyor."

Malumunuz birkaç haftadır dünya gündeminde Çin kaynaklı korona virüsü meşgul ediyor. Türk ve dünya basınında çok sansasyonel haberler yapıldı.

Bir başka haberde şöyle deniyor: Aslında Belçika bu virüsün aşısını üretmiş. Ancak hastaların artmasını bekledikleri için daha fazla üretmek amacıyla bekliyorlarmış. Görüyor musunuz iki yönlü emperyalist deneme tahtası olmuş halimizi?

Son günlerin dünya ve Türk basınının gündemi olan korona virüsüyle ilgili ilginç haberler var. Bunun büyük bir senaryo olduğu görüşü hâkim.

Emperyalist işgalciler Avustralya kıtasının yerlilerini yok edip, yerleştiler. Amerika kıtasının yerlilerini yok edip yerleştiler. Afrikalıların topraklarını ellerinden alıp-açlıktan öldürdüler. Afrika'da her yıl milyonlarca insan açlıktan ölüyor. Asya'da bizler, batılıların verdiği silahlarla birbirimizi öldürüyoruz. Anlaşılan bu tür biyolojik silahlarla doğu Asya nüfusunu kıracaklar...

Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan ölümcül korona virüsü ile ilgili son veriler şöyle:

Şu ana kadar 25 ülkeye yayıldı. Corona virüsü için özel hazırlanmış haritaya bakıldığında dünkü son verilere göre 20.613 kişi şu an bu virüse yakalanmış durumda. Şu ana kadar 427 kişi hayatını kaybederken, 657 kişi de tedavi edildi. Bu rakamların her geçen gün daha da artacağı düşünülüyor.

Bakalım insan kaynaklı başımıza daha neler gelecek göreceğiz.

Beslenme kültürü pek çok dünya ülkesinden farklılık gösteren, deyim yerindeyse otu b.ku yiyen Çin insanı zaman zaman bu tür tehlikenin odağında kalıyor. Hem kendileri başlarına bela alıyorlar hem de dünyanın başına bela oluyorlar. Yeme kardeşim, her önüne geleni yeme! Otu b.ku yeme. Adam gibi herkesin yediği temiz hayvanların etlerini ye! Yediklerinle dünya insanının midesini kaldırma. Düzgün ve doğru şeyler ye de miden normale dönsün! Birazcık düşün, insan olduğunun farkına var. Köpek pazarı kurmuşlar, zavallı köpekleri kafeslerinden alıp alıp çatır çatır kesiyorlar, yazık… Tavuğun etini bırakıp, ayağını yiyorlar.

Sizin ne biçim bir boğazınız var kardeşim? İtalyanlar salyangoz, kurbağa; Japonya ve bazı çoğu Afrika ülkeleri akrep, yılan, solucan, kurtçuk ve bazı börtü böcekleri yiyor diye şaşırıyordum. Ancak sizin yediklerinize göre onların yedikleri kat be kat daha temiz geliyor şimdi bana.

Kimi geri kalmış yerlerde hiç başka bir yiyecek yokmuş gibi yarasa yiyorlar. Bu ne iştah, bu ne boğaz kardeşim!

Bazı Afrika ülkelerinde hem de bu çağda yamyam kabilelerin varlığı söz konusu… Cayır cayır insan eti yemek de ne!

Öte yandan kimi sözde sosyeteye de kızıyorum. Canlı maymun beyni yemek de ne kardeşim. Bu nasıl bir vahşet?

Kedi pisliği kahvesi de ne kardeşim, bu nasıl bir zevk, bu nasıl bir damak tadı?

İnsan, her türlü belayı da musibeti de fazla kaşınmayla buluyor. Çünkü bu şımarıklık, bu doymazlık, bu sınır tanımazlık, bu insan dışılık genlerimizde var. Haliyle tehlikeli, yaygın hastalıklar da eksik olmuyor, belki ders olur diye ama, o da anlayana…

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.