İŞ KURAN GİRİŞİMCİ DESTEKLENMELİ

Herkes üretince kazanacağını sanıyor. Ancak iş üretmekle bitmiyor ki, ürettiğin şeyi kime satacaksın. Kim senin ürettiğin şeyi alacak ve ürettiğin şey kimin hangi ihtiyacını karşılayacak.

Bir film seyretmiştim. Filmde insanlardan bir kalemi karşındaki kişiye nasıl satarsın diye soruyordu başrol oyuncusu. Onlar da kalem şöyle iyi böyle iyi diyorlardı. Filmin bir yerinde de kalemi satmak isteyen kişi karşısındaki kişiye bana bir imza verir misin diyordu ve o kişinin imza vermek için bir kaleme ihtiyacı vardı. Ve kalem satılmıştı.

Bir şeyi ürettin diyelim. Bu ürettiğin şeyi satabilmen için ya karşındaki kişinin buna ihtiyacı olacak ya da onda bir ihtiyaç yaratacaksın ki bu ihtiyacı gidermek için senin ürettiğin şeyi satın alsın. Yani ya ihtiyaca göre üreteceksin ya da ürettiğin şey için ihtiyaç yaratacaksın. Örneğin herkesin suya ihtiyacı vardır ve evden uzakta susadığımızda marketten pet su alırız. Ancak Apple gibi büyük firmalar sizin farkında olmadığınız dokunmatik ekran gibi bir ihtiyacınız olduğunu fark eder ve dokunmatik ekranlı telefon üretir. Ya da hiç ihtiyacınız olmayan parfüm gibi bir şey üretilir ve kötü kokmamak için buna ihtiyacınız olduğuna inandırılırsınız.

İşsizlik için üretim şart deniliyor. Üretim olursa fabrikalarda çalışacak insanda gerekir. Böylelikle işsizlik azalır. Üretmek için ufukta kar görmeli girişimci. Maliyetler yüksek ise satacağı ürün girişimcinin elinde kar bırakmaz. Hiçbir girişimci de hayır olsun diye parasını riske atmaz. Bir işyerinin piyasada kalıcı olup olmadığını 6 ay ila bir yılda belli olur. Bu bir yıllık süre zarfında girişimciyi korumak gerekir. Tavuk yaşamazsa ondan yumurta alamazsınız. Tüm canlılar ilk doğduğunda korunmaya muhtaçtır. Şirketlerde birer canlıdır. Daha doğar doğmaz şirketin boynuna bir sürü yük yüklerseniz şirket ölür. Ölen bir şirket ne vergi verebilir ne de işçi çalıştırıp istihdam yaratabilir.

Ülkemizin en büyük sıkıntısı girişimcilerin bir iş yapmak için birçok prosedürle karşı karşıya bırakılmış olmasıdır. İşyeri kirala stopaj ver, odaya kaydol para ver, kar etmeden vergi ver, muhasebeci tut para ver, bağkurlu ol para ver, tabela as para ver, fatura bas para ver, yazarkasa al para ver, demirbaş al para ver, ver de ver. Bu şekilde ne kimse işyeri açabilir ne piyasada kalıcı olmayı başarır ne de istihdam yaratabilir. Hele ki şu bağkura kayıt olayına şiddetle karşıyım. Özellikle Bağkur prim ödemeleri o kadar yüksek ki en azından ilk 1 yıllık süre için yeni kurulan şirketlerden ya çok cüzi bir miktar alınmalı ya da bunların bu primlerini devlet ödemelidir. Diğer taraftan, kira stopajının beyanı dükkan sahiplerinin sorumluluğunda olması gerektiğini düşünenlerdenim.

Sonuç olarak en azından ilk yıl girişimci rahatlatılmalı bunun yanında karşılaşacağı prosedürler azaltılmalıdır. Girişimci prosedürler yerine işine odaklanabilmelidir. Şu da bir geçek ki, açılan işyeri sayısı ne kadar artarsa vergi ve benzeri ödemeler az olsa da yine de devletimizin geliri artacaktır.

 

Erdal AKKOYUN

17.10.2018

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.