DEPREM

“Vaktinden önce gider mi insan?

Gidiyorlar işte!

Duvarda hırkaları, cebinde fotoğrafları, radyoda şarkıları…

Her şeyi dağıtıp gidiyorlar hem de…

“Gidiyorum" bile diyemeden.”

Kıyamet yakın mı ne? Şunun şurasında 2020 yılı gireli daha bir ay bile dolmadan savaş, salgın, hastalık, depremler... Avustralya yangın ve şimdi Küba'da büyük bir deprem...
Dünyanın dengesi gerçekten de bozuluyor.

Deprem…

Halk ağzında yaygın biçimiyle kullanıldığı üzere zelzele…

Yüzyıllar öncesinden, daha doğrusu dünya kurulduğundan bu yana, çoğu kez can ve mal kayıplarına yol açan temel doğal afetlerden biri…

Yine yüzyıllar öncesinden insanların öküzün burnunda sandığı dünyanın, öküzün burnuna sinek konduğunu sanıp yerin sarsıldığına gülünç yaklaşımlar getirdikleri, yeryüzünün pek çok yerinde günlük yaşanan doğal bir afet…

Önemli bir deprem kuşağında yer alan ülkemiz üç gün arayla ilk önce Akhisar ardından da Elazığ merkezli birbirine yakın şiddetli depremler yaşadı. Öncelikle ölenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Aralarında depremlerin de bulunduğu doğal afetler bizim gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda temel din ve düşünce gereği salt kadercilikle anlaşılıp, anlamlandırılmaya çalışılsa da acaba işin aslı gerçekten öyle mi? Peki, böyle bir yaklaşım varsa o zaman tevekkül de bizim gerçek anlamda sahip çıkmamız gereken bir durum değil mi? Birbiriyle bu kadar iç içe geçmiş iki kavramı niye uzak tutuyoruz? İşte ben de bu noktadan hareketle açıkça diyorum ki “Depremlerde öteden beri verilen can kayıpları kaderin değil, tevekkülsüzlüğün kurbanlarıdır.” Aynı yerde, dip dibe binalardan biri ayakta, diğeri darmadağın olmuşsa işte bu tevekkülün karşılığıdır.

Sorular ve yanıtları birbiri ardına ekleniyor. İşte birkaç soru daha:

Müslüman olmayan Japonya’da meydana gelen 9 şiddetindeki depremlerde bırakın öleni, yaralanma olaylarına bile rastlanmıyor. Peki ya bizde?.. Bizde son olarak görüldüğü gibi 6 şiddetinde bile yılına binalar ve onlarca can kaybı…

Peki, gerek ülkemizde, gerekse ekonomisi bozuk, bilim ve teknolojide, sanayide geri kalmış pek çok dünya ülkesinde meydana gelen normal şiddetteki depremlerde bile can kaybı yaşanıyor. Bunun yanıtı ‘kader’ olabilir mi?

Bu arada ilahi kahinliğe soyunup ortalıkta şarlatanlık yapan din istismarcıları da yok değil. Örneğin koca sakallı bir sapığın çocuk evlilikleri yasaklandığı için depremlerin oluştuğunu ifade etti. İsminin önünde akademik unvanı da var iyi mi? Bir diğeri de yogoya suç bulmuş.

Diğer o sakallı, mübarek(!) din istismarcılarından yardım konusunda tık yok ama. Vermeye değil, hep almaya alışmışlar ya, ellerine vursan yine düşüremezsin. Tarikatlar ve cemaatler karşısında eğilip büzülen bir insan yapımız var ne hikmetse(!)

İlk önce kafamıza yerleştirmemiz gereken şu net gerçeği hatırlatmakta yarar var: Kardeşim bizim ülkemiz önemli bir deprem kuşağında. Eee öyleyse binaları sağlam yapmamız ge-re-ki-yooor.  Yasalara uygun olmayan, gerekli koşulları taşımayan binalar inşa edip, yıkıldıktan sonra altında kalan canlara ‘kader’ deyip gözyaşları dökmememiz gerekiyor.

Önemli bir deprem kuşağında yer alan ülkemiz bilindiği ve yaşandığı üzere üç gün arayla, önce Akhisar ardından da Elazığ merkezli birbirine yakın şiddetli depremler yaşadı. Öncelikle ölenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

'Depremden değil önlem almamaktan kork.' sözünü hatırlatmak gerekiyor sanıyorum. Bu önlem için temel koşul binaların deprem dayanıklı yapılıp yapılmadığı. Bu bağlamda denetimlerin yerinde, zamanında doğru ve dürüst yapılmaları çok önem arz ediyor. 2007'de edindiğim ve halen oturduğum evin temeli atılırken müteahhitin söylediği sözleri sürekli hatırlarım. Depreme dayanıklı binaların ilgili yasadan sonra ne kadar önemli olduğunu ifade eden bir sözdü bu:

'Biz daha önce şu temele atılan demir ve çimento ile beş katlı apartman çıkıyorduk.'

Önlem dedik ya. İşte ilk alınacak önlem binaların yasalara uygun yapılması ve denetimlerinin önemsemesi. Yoksa dünyada 9 şiddetindeki depremlerde insanlara bir şey olmazken biz 5-6 şiddetindeki depremlerde bile hep acılar çekeriz. Bu bağlamda da önlemsizliğin adına da ‘kader’ diyemeyiz.

Unutmayalım deprem değil yasaya, yönetmeliğe uymadan yapılan binalar öldürür. Kendi elimizle kendi mezarımızı kazmayalım. Bu arada pek çok önemli konuda olduğu gibi mecliste deprem araştırma komisyonu kurulması önerisi yine reddedilmiş(!)

Deprem uzmanlarından biri son yaşanan Elazığ depremi gecesinde bir televizyon kanalında 6 şiddetindeki depremde yaşanan kayıpların nedenini yoksulluğa bağladı. Haksız mı sizce? Japonya’da kişi başına düşen milli gelir -ki dünyada en iyiler arasında 24. sırada bulunuyor- 39.306 Dolar iken ülkemizde ise bu rakam 8.811 Dolar… Bu da demek oluyor ki Japon vatandaşının yıllık durumu bizden yaklaşık 5 kat daha iyi.

Bilindiği gibi Marmara depremi sonrası 26 Kasım 1999'da çıkarılan 4481 sayılı Kanun ile ‘Ek Gelir, Ek Kurumlar, Ek Emlak ve Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’ getirildi. Sonradan birazcık ismi değiştirilip kalıcı hale getirildi.

Bu arada yardımsever halkımız yurdun dört bir yanından fazlasıyla üzerine düşeni yaptı ve Elazığ’a yardıma koştu.

Allah yurdumuza böyle acılar yaşatmasın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.