ADABI MUAŞERET

Adabı muaşeret…

Eskiler öyle tanımlamışlar.

Güncel karşılığıyla ‘görgü kuralları’ demek...

Bu konuda eskiden günümüze önemli değişimler yaşandı. Yaşı yerinde pek çok insanın kendi dönemlerindeki davranışlarla günümüz gençliğinin davranış kıyaslamalarını çokça yaptıklarına tanık oluruz.

Eskiye göre görgü kurallarının değişkenlik göstermesinin pek çok nedeni var. Bunların başında da görsel medya geliyor. Pek çok görgü kuralı konusunda sınırları aşan sosyal paylaşım sitesi ağırlıklı resim ve videolar çocukları ve gençleri etkiliyor ister istemez. Ailelerin de pek çok davranış konusunda çocuklarına karşı yaptırımsız ya da ilgisiz kalması toplum yaşamındaki söz ve davranışların istenmeyen noktalara ulaşmasına neden oluyor. 

Adabı muaşeret yani görgü kuralları toplumdaki uygarlık düzeyinin de göstergesi olabilir. İnsanın bencil, kaba düşüncelerden sıyrılarak, başkalarına karşı davranışlarını bir düzene koyması, onun duyarlı ve nazik olmasını sağlar. Bu da insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde sağlıklı ve tutarlı olmasına neden olur. Görgü kuralları, bir toplumun ayrı ayrı bölgelerinde farklı olduğu gibi değişik uluslarda da farklılıklar gösterir. Örneğin ülkemizde İstanbul ya da İzmir’le, Ağrı ya da Şanlıurfa’nın görgü kurallarının arasında önemli farklılıklar vardır. Yine ülkemiz ile Etiyopya ya da İngiltere arasında önemli farklar olduğu gibi.

Ortaokuldan Sosyal Bilgiler öğretmenim Muzaffer Taşyürek bu konu hakkında, haklı olarak şu örneklere ver vermişti bir süre önce:

Öyle çatal solda, bıçak sağda falan değil(!)

Günaydın demek mesela…

Gülümsemek…

Selam vermek…

Hatır sormak…

Gürültü yapmamak mesela…

Korna çalmamak, bağıra çağıra konuşup, hayâsızca gülmemek…

Yol vermek, yer vermek mesela… Zeki(!) olduğunu sanarak kırmızı ışıkta geçmemek mesela… 

Tükürmemek, yerlere bir şey atmamak, arabanın küllüğünü yola boşaltmamak mesela…

Sırada beklemeyi bilmek, ne kadar akıllı olursan ol (!) önlere kaynamaya çalışmamak mesela…

Hayvanlara kötü davranmamak, eziyet etmemek mesela…

Sokak hayvanlarını besliyorum diye akşamdan kalma nohut tenceresini kaldırıma boşaltmamak mesela…

Ayakkabıları daire girişinde çıkarıp, karman çorman bırakmamak mesela…

Bisiklet yolundan yürümemek, donla denize girmemek mesela…

Mangal kültürünü bir nizama sokmak mesela… İki pirzola için koca ormanları yakmamak mesela…

Kurban kesmenin adabını bilmek, kurbana baltayla girişmemek mesela…

Adabı muaşeret dersinin adı “insan olma dersi” olarak değişmelidir ayrıca! 

Sayın öğretmenimin bu sıraladıklarını dikkate almak ve uygulamak öyle çok da zor olmasa gerek. Aslında hepsi de günlük yaşantımızın içinde asıl olması gereken doğrular. Fakat ne hikmetse bizlere Recep İvedik’imsi davranmak daha kolay geliyor ve dikkat çekiyor. Oradaki her harekete ve her söze gülmemizin asıl nedeniyse içimizde, bilinçaltımızda yatmakta olan bir tür görgüsüzlüğün tek karakter üzerinde toplanmış olmasından başka bir şey değildir.

Çevresindeki kötü örneklere daha eğilimli olan çocuklar ve gençler kimi kendini bilmez büyüklerinin ulu orta ağızlarından çıkarmaktan çekinmedikleri küfürbazlardan olumlu ne öğrenebilir ki.

Kırsalda küçük tuvaletini yol kenarında yine ulu orta yapmaya çalışan gamsız insanlara adabı muaşeret konusunda söylenecek o kadar çok söz olmalı ki…

Görgü kurallarına uymak diğer insanlara saygı göstermektir ve onların duygularına önem verdiğiniz mesajını göndermek demektir. Toplum hayatının düzenlenmesinde etkili olan genel görgü kurallarına uyan kişileri terbiyeli, saygılı ve nazik olarak nitelemek olasıdır. Kaba davranışlar sanıldığı gibi dikkat çekse de pek çok eksim tarafından itici algılanır ve tepki çeker.

Görgü kuralları toplumdaki uygarlık düzeyinin de göstergesi olabilir. İnsanın bencil ve kaba düşüncelerden sıyrılarak, başkalarına karşı davranışlarını bir düzene koyması, onun duyarlı ve nazik olmasını sağlar. Bu da insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin sağlıklı ve tutarlı olmasına önemli katkılar sağlar.

Görgü kurallarına uymak, uymamaktan daha kolaydır aslında. Çünkü insanı, insan yapan özellikleri dikkate alacak olursak, olması gereken de budur. Yoksa insanı insan yapan erdemleri hiçe saymak, onları göz ardı etmek, kabalaşmak, görgüsüzleşmek, hayvani duygularla hareket etmek aklı başında olan bir insana yakışır mı hiç? İnsan, diğer canlılardan farklı olmayacaksa, yalnızca biyolojik bir canlı anlamında düşünülecek olursa ‘akıl’ denen nimetin ne ayrıcalığı olabilir ki…

Toplum yaşamında arzulanan adabı muaşeretin önemsenip, doğru uygulanabilir olduğu, zirve yaptığı, güzel ve aydınlık günlere…

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.