HUZUR VE MUTLULUĞUN ALTIN ANAHTARLARI

Sabır, Sebat, Tahammül, Kanaat Ve Şükür Tüketim çağında ve tüketim toplumunda insanlarımız pek olmayan haslet: Sabır, Sebat, Tahammül, Kanaat Ve Şükür.

Kanâat, elde olana râzı olmaktır. Azla yetinmek, ihtiyaçları asgarî ölçüde karşılayabilecek maddî imkânlarla iktifâ etmek, başkalarının elindekilere göz dikmemek ve fazla kazanma hırsından kurtulmak, kanaatin insandaki tezahürleridir.

İnsanları yaratan Yüce Mevla’mız, onların rızıklarını da tekeffül etmiştir. “Yeryüzündeki bütün

canlıların rızkı sâdece Allah’a âittir.” (Hûd 11/6) buyurarak, kullarının bu konuda endişelenmemelerini istemiştir. Ancak birçok hikmete binâen rızkı, kulları arasında farklı farklı taksim etmiş, kimine az kimine ise çok vermiştir. İşte kanâat burada ortaya çıkmaktadır. Kendisine az verilen buna râzı olacak, mal çokluğuna tamah ederek haksız kazanç yollarına sapmayacaktır. Zengin de cimrilik ve açgözlülükten kaçınarak malının hakkını verecektir.

Günümüzde en çok ihtiyacımız olan şeylerin başında Sabır, sebat, tahammül, kanaat ve şükür gelmektedir. İnsanlar sabırsız, yeni nesil sabırsız, kimsenin kimseye tahammülü kalmamış. Eşler birbirine karşı, ülkeler birbirine karşı sabırsız.

Sabır, kelime olarak tek bir kelime gibi görünse de, dilimizde taşıdığı özelliklere göre ayrı

tanımlamaları da içinde barındırmaktadır. Dünya nimetlerinin azı ile yetinmek bir sabır gerektirir. Bunun sonucunda “Kanaat” etmeyi öğreniriz. Güçlüklere katlanma şeklinde gösterilen sabır’a da “Tahammül” diyoruz. Tahammül süreklilik gösterdiğinde de “Sebat” a dönüşmektedir. Bunun sonucunda şükre kavuşuruz.

Nice insanlar vardır ki her türlü imkâna sahip olmasına rağmen, ruhları daralmakta, dünyaya

sığamamakta, bunalımdan bunalıma sürüklenmekte, çıkmaz sokaklarda dolaşıp durmakta, özlenen huzura bir türlü erememektedir. İşte huzura ermenin bunalımdan stresten kurtulmanın yolu tahammül etmek, sebat etmek, kanaat ve sabır etmekten geçmektedir. Ne güzel söz değil mi sabrın sonu selamettir. Sabreden derviş muradına ermiş.

Sabır; bütün hayırların, iyiliklerin anahtarıdır. Peygamber efendimiz; (s.a.v) Sabreden, zafere

kavuşur buyurmuşlardır. Kanaatkâr olan, gönül hoşluğu olan kimse, en zengin olan kimsedir. En fakir kimse ise, içinde tatmin olmamış birçok arzularla dolu olan kimsedir. Kanaatkâr olanlar her zaman mutlu olan kimselerdir. Kanaatkarlık; acı soğan, kuru yavan aş ile saray saltanatı huzur yaşamaktır. Ak Şemseddin hazretleri buyuruyor ki: “Kişinin kadrinin ve kıymetinin varlığı, mihnetlere, belâ ve musibetlere sıkıntılara sabretmesiyle ortaya çıkar.” Altın ateşte insan mihnette belli olur. Abdülkadir Geylani hazretleri, sevenlerine hitaben buyurur ki: "Halinizden şikâyette bulunmayın. Sabredin, feryat etmeyin. Allah rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla karşılıksız kalmaz. Onun için bir ân dahi olsa sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükâfatını görürsünüz.

"Sabır bütün hayırların, şükür de bereketin anahtarıdır. Kimde bu hasletler bulunursa, o

kimse, en yüksek manevi mertebelere, derecelere kavuşur." Şüphesiz her nimetin, bir şükrü ve beraberinde getirdiği sorumluluklar vardır. Şükür bir gönül, bir yürek, bir kanaat işidir. Nice varlığa rağmen dili ve gönlü şükürden yoksun kimseler vardır. Hz Ömer (r.a)ın da, “Sabır ile şükür iki binek olsa, hangisine binersem bineyim aldırmam; ikisi de aynı derecede makbulümdür.” dediği rivayet edilir. Kısaca sabır, acılara ve zorluklara dayanma gücüdür, manevi bir terbiyedir. Sıkıntılar, acılar insanın olgunlaşması adına birer imtihandır. Sabır, bu imtihandan başarıyla geçmesinin adıdır. Kuran-ı Kerimde, Hadis-i Şeriflerde ve birçok din büyüklerinin mübarek sözlerinde “SABIR” övülmüş ve tavsiye edilmiştir.

Allah sabır ve sebatımızı arttırsın. Arda kalanlara genişlik, zorda kalanlara kolaylıklar versin.

Hoşça Kalın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.