KİM KİMİ DİNLİYOR

HERKES KENDİNİ DİNLEYECEK BİRİNİ ARIYOR DA DİNLEYEN KİM, YA DA DİNLEMEYE

TALİP OLAN VAR MI?

Dil söyler kulak dinler, kalp söyler kâinat dinler. Diyor, Yunus Emre heyhat! Kalpler susmuş,

dilleri anlayan yok.

Kalabalıklar içinde kalmışız, herkes bağırıyor ama birbirini duyan yok. Halbuki biraz sesimizi

kıssak herkesi, her şeyi hatta ölüyorum diye bağıran tabiatı, toprağı suyu duyacağız.

Bir Filozof “Sevginin ilk görevi dinlemektir.” der. Kim kimi dinliyor?

Herkes konuşma derdinde, dinlemeye talip olan var mı? Halbuki İletişimde dinlemek konuşmaktan daha zordur. Herkes anlaşılmak bir başkası tarafından dikkate alınıp dinlenmek ister. Sabırla dinlemek karşınızdaki kişinin dinlenmeye değer bir birey olduğunu hissettirmek çok önemlidir.

Allah bize bir dil iki kulak vermiş. Tasavvufta da dinlemek oldukça önem arz eder. ‘Arifin her bir sözünü duymaya insan gerek’ der Niyazi-i Mısri. Bu sözler karşınızdaki insan tarafından anlaşılmak, dinlenmek istiyorsanız önce dinlemeyi duymayı ve anlamayı öğütlüyor bize. Bir kişiyi sabır ve sükunetle dinlemek o kişiye en üst düzeyde saygı göstermek demektir. Dinlemek, bir başka insanı keşfetmeye hazır olmak demektir. İletişim alanında çalışanlar sözün tesir gücünü onun güzelliğinde değil, muhatabının ona kalbini açmasında bulurlar. Sıradan bir söz dahi, onu almaya hazır bir kalpte fırtınalar estirir.

Herkes bağırıyor; karı koca birbirine, ebeveynler çocuklarına, çocuklar anne ve babalarına, pazarcı müşterisine …. Dinlemek ş iki kişinin arasındaki mesafeyi kapatmaktır. Dinlemek, muhatabına içimde sana bir yer açtım. Sen dinlenilmeye lâyık bir insansın, seni gönlüme misafir edebilirim demektir.

Günümüzde çok konuşuyor ama daha az dinliyoruz. Herkes konuşmak istiyor ama kimse dinlemek istemiyor. Televizyonda yapımcı veya programcı misafir konuşmacı alıyor; ama hep ben konuşayım diye uğraşıyor. Soru soruyor muhatabın cevap vermesine fırsat vermiyor. Herkes, kendi hikâyesini dillendirmek istiyor ama bir başkasının hikâyesini dinlemeye gönülsüz, sabırsız. Herkes benim derdim senin derdini yener hevesinde.

Cenab-ı Hak Kur-an-ı Kerim’inde mealen “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider. (Hucurât Suresi 2. Ayet) Gerçek bir dinleme kafadaki bütün önyargıları, ön kabulleri, peşin hükümleri bir kenara bırakmakla olur. Mevlâna’nın bir sözü var: ‘Haydi ben bensiz geleyim, sen de sensiz gel’. Ön yargısız bir  dinleme için muhteşem bir reçete.

Güzellikler paylaşıldıkça artar, acılar paylaşıldıkça azalır. Acıların paylaşılmasına da ihtiyacımız vardır. Dinlemek aynı zamanda da bir başkasının acısını paylaşmak demektir. Dinlemek kulakla, gözle, kalple ve fasılasız bir dikkatle bütün benliğimizle yapılan bir eylemdir.

Gözlerini kapa ve bütün bir alemi dinle, kainatı dinle. Sessizliğin sesini dinlemek çok anlamlı geliyor bana. Bunu herkes her zaman yapmalı sessizliğin sesini dinlemeli. Doğu kültüründe çok yaygındır. Bir hikâye anlatılır, iki derviş buluşmuşlar, sonra bir odaya geçmişler ve uzun uzun yere bakarak susmuşlar, saatlerce susmuşlar. Ayrılırken kucaklaşmışlar, biri diğerine demiş ki; ’Çok güzel bir sohbetti.’ Bazen kalpler konuşur, bazen gözler konuşur. Önemli olan lisanlar susunca anlaşabilmektir.

Semiha Ayverdi, “Türk Tarihinde Osmanlı Asırları” adlı eserinde (yanlış hatırlamıyorsam) “Türk askeri atıyla bütünleşmişti, onunla duygularıyla konuşurdu.” diyor. Savaşın en çetin anında düşünün bir, atı sağa sola, oradan oraya yönlendirmek başka nasıl olabilirdi, elde kılıç, kalkan, ok-yay mızrak vs. taşırken.

Son olarak Dinle neyden kim hikâyet etmede//Ayrılıklardan şikâyet etmede

‘Dinle neyden duy neler söyler sana/ Derdi vardır ayrılıklardan yana’. Neyin içi yanıktır, yanmadan olmaz. Ney insandır, yanmadan, pişmeden olmaz. Nefes verelim ve ta derinden birbirimizi duyalım. Ney tadında güzel nefeslerle fısıldamak ve konuşabilmek ümidiyle…

Kalın Sağlıcakla…

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.