ZEYTİN ve ZEYTİNYAĞI

Zeytin bütün ağaçların ilkidir. Besindir, kahvaltıların, öğün aralarının vazgeçilmezidir, çerez gibi tüketilir.

Zeytinyağı besin değil, sanki her derde deva bir ilaçtır.

Rivayete göre Havva ile birlikte yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulan Adem, 930 yaşındayken öleceğini hisseder ve Allah’tan kendisini ve tüm insanlığı bağışlamasını diler. Bu konuda oğlu Şit’i görevlendirir ve onu cennet bahçesine gönderir. Bahçenin bekçiliğini yapan melek Şit’in duası üzerine ‘İyi Kötü Ağacı’ndan aldığı üç tohumu ona verir ve babasını gömmeden önce tohumları onun ağzına koyması gerektiğini söyler. Adem, kısa bir süre sonra ölür ve Tabor Dağı yakınındaki Hebron Vadisi’ne gömülür. Adem’in gömüldüğü yerde yeşeren üç ağaç zeytin, sedir ve servidir. Allah ile insan arasında barış sağlanmıştır.

Bir başka rivayete göre Nuh Peygamber, tufanın şiddeti azalınca dünyada hayatın başlayıp başlamadığını öğrenmek için beyaz bir güvercin gönderir. Konmak için bir ağaç ya da kara parçası bulamayan güvercin gemiye döner. Nuh bir süre daha bekler ve yeniden gönderdiği güvercin bu kez gemiye taze koparılmış bir zeytin dalıyla dönünce tufanın bitmiş olduğu anlaşılır. Güvercinin gagasında taşıdığı zeytin dalı o yüzden barışın simgesidir.

Yine bir başka rivayete göre Mısır inançları Mısırlıların zeytinyağı üretmeyi Yunanlılardan ve Filistinlilerden çok daha önce bildiğini öne sürer. Efsaneye göre bundan 6.000 yıl önce evlilik tanrıçası İsis Mısırlılara zeytin ağacı yetiştirmeyi ve ürünlerinden yararlanmayı öğretir.

Bir başka rivayete göre M.Ö. 2500 yılında inşa edilen Sakkarah Piramidi’nde bir zeytin sıkma aletinin bulunması ve piramidin duvarlarını zeytin sıkma işlemini anlatan figürlerin süslemesi bu efsanenin gerçekliğe uzanan merdiveni gibidir. Ayrıca, çocuk denebilecek bir yaşta hayata veda eden Mısır’ın en çok bilinen firavunu Tutankamon’u zeytin dallarından yapılmış “adalet tacı” ile resmeden sayısız esere rastlamak mümkün. III. Ramses güneş tanrısı Ra için yaptırdığı tapınağın sonsuza kadar aydınlanması için özel zeytinlikler kurdurur. Güneş Tanrısı’nın tapınağı ölümsüz ağacın meyvesinden süzülen yağ ile sonsuz bir aydınlığa kavuşacaktır. III. Ramses duygularını şöyle dile getirir: “Senin şehrin Heliopolis’i zeytin ağaçları ile süsledim. O zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu zeytinyağı, senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır.” Zeytinyağı ile ilgili en bilinen mitolojik hikâye Partenon alınlığında bulunan kabartmalarda resmedilir. Öyküye göre, Atina şehrinin tanrısı bir zeytin dalı sayesinde belirlenir.

Yine bir başka rivayete göre M.Ö.17.yüzyılda kurulan site devleti Atina’yı hangi tanrının koruyacağı tartışması gündeme gelince Zeus Tanrılar Meclisi’ni toplar. Alınan karara göre yeni kente en değerli armağanı veren tanrı veya tanrıça yarışmayı kazanıp Atina’nın koruyucusu olacaktır. Yarışı kazanmaya kararlı olan deniz tanrısı Poseidon denizden savaşlarda çok işe yarayacak bir at yaratır ve meclisin dikkatine sunar. At, neredeyse rüzgâr kadar hızlı koşabilmesi ve güçlü görünümüyle gerçekten göz kamaştırıcıdır. Akıl, bilim ve sanat tanrıçası Pallas Athena’nın hediyesi ise bir zeytin dalıdır. Bu ağaç büyüyüp yüz yıllarca yaşayacaktır. Ağacın meyvesinden, lezzetli yemekler hazırlanmasına yardımcı olacak sağlıklı bir sıvı elde edilecektir. Bu sıvı yaraları iyileştirecek, geceleri aydınlık saçacak, sıcak havalarda gölgesiyle insanları kucaklayacak, odunuyla onları ısıtacaktır. Yarışın galibi Athena olur. Ağaç Akropolis’e dikilir. Barışın sembolü zeytin ağacı yerleşik kültürün ve bereketin de temsilcisi olmuştur artık.

Bunlar bugüne kadar bazılarını önceden duyduğunuz bazılarını ise ilk kez duyduğunuz zeytin efsaneleri.

Kısaca zeytin, insanoğlunun yaşamında her zaman var ve her zaman değerli.

Malumunuz zeytin zamanı geldi. Önce erkenciler hasatlandı bir süre sonra da yerli türlere başlanacak.

Akdeniz coğrafyasının iklime elverişli yerlerindeki bitki örtüsü kapsamında yer alan, yöremizin ve bölgemizin önemli gelir kaynaklarından önemli bir bitki…

Zeytin kutsaldır.

Kimine göre ayrı bir değer taşır. Eskileri, zeytin hasadı yaklaşınca daha bir heyecan ve panik havası sarar. Çünkü bilirler ki tek bir tanesi bile değerli olan zeytin evlerinin bereketidir, mutluluğudur, geleceğidir. Onlara göre incir babadan, zeytin dededen kalır. Hazırda mutluluğu bulamayanlar gelecek nesline kendi elleriyle açtığı çukura bir zeytin fidanı dikmenin gururunu yaşarlar, yaşatırlar.

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Tin Suresinde, üzerine incirle birlikte yemin edilen bitkidir zeytin.

Zeytin aynı zamanda dalıyla, yaprağıyla bütündür.

Bereket yüklü zeytin dalı, güvercinle birlikte barışın da simgesidir. Beyaz bir güvercinin Hz. Nuh'un gemisine tufan sonrası canlılık belirtisi olarak, ağzında balçığa bulanmış bir zeytin dalıyla dönmesi yüzyıllardır barışın simgesi kabul ediliyor.

Zeytin ile ilgili, daha doğrusu zeytinyağı ile ilgili ilginç bir türkü var, bilirsiniz: “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basma da fistan giyemem aman.” Zeytinyağı niye yenmesin, sağlığa en yararlı yağ olduğu apaçık ortada. Basma birinci sınıf pamuktan niye giyilmesin. Demek ardında bir kötü niyet var. İşte bu türkünün hikâyesinde gizli bu kötü niyet...

Şöyle: İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1948-1951 yılları arasında Marshall planı devreye girdi: Yürürlüğe giren ve Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı bir ekonomik yardım paketi olan Marshall Planı Türkiye dahil 16 ülkeyi kapsıyordu.

Dünyanın en büyük mısır üreticisi olan ve birikmiş mısırlarını eritmenin bir yolunu arayan ABD, Marshall yardımının verilmesi karşılığında bir şart koştu: Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı ithal etmesi…

O dönemde tam olarak zeytin cenneti olan ve her yemekte zeytinyağı tüketilen Türkiye'de binlerce zeytin ağacı söküldü ve kelimenin tam anlamıyla bir katliam gerçekleştirildi.

Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından dolar karşılığı alındı ve mısırözü yağı Türk lirası karşılığında satıldı. Ardından ilk margarin fabrikası kuruldu. Marshall yardımlarıyla devreye giren plan kapsamında zeytinyağı kötülendi, ısıtıldığında kansere neden olduğu halk arasında yayıldıkça yayıldı. Okuyup düşünmeyen, sorgulamayan toplumdan bilinçli bir tepki beklenemezdi elbette.

Böylece aslında yanma derecesi çok yüksek olan zeytinyağından halk uzaklaştırıldı ve mısırözü yağına ve margarine alıştırıldı. Bununla da kalınmadı ve orijinali bir Rum türküsü olan 'Zeytinyağlı Yiyemem Aman' sipariş edilerek ülkenin en popüler türkülerinden biri yapıldı. Zeytinyağının kötülendiği bu türküde, Atatürk'ün 'milletin efendisi' olarak adlandırdığı köylü için "Senin gibi cahile, ben efendim diyemem" denildi. "Basma da fistan giyemem" sözleriyle fabrikasıyla Cumhuriyet'in ilk yıllarının simgesi olan ve halkın çok sevdiği basma kumaşına ve fistan elbiselere gönderme yapıldı. Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, yirmi otuz yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hale getirildi. Basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırıldı.

İşte o güzelim, sağlık dolu, dünyada artık bir besin değil şifa olarak önerilen zeytinin ve zeytinyağının ilginç öyküsü.

Zeytininiz de zeytinyağınız da bol ve kaliteli olsun.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.