DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Bugüne kadar defalarca okuduğum, her okuyuşumda tüylerimi diken diken eden, gözlerimi buğulandıran dokunaklı bir şiir Ceyhun Atuf Kansu’nun o ünlü “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiiri.

Bir 24 Kasım Öğretmenler Gününü daha geride bıraktık. Geçtiğimiz pazar günü halen görev yaptığım okulum 50. Yıl Ortaokulu’nun hazırladığı Öğretmenler Günü kutlama programını Belediye Kültür Merkezi’nde başarıyla sunduk. Bu bağlamda görev alan herkesi kutluyorum. Program kapsamında bu şiirin önce hazin öyküsünü, ardından da doğal olarak yine aynı hüzün ve coşkuyu yaşayarak, gözlerim buğulanarak Dünyanın Bütün Çiçekleri’ni bir kez daha okudum.

 Bu şiir, merhum şair Ceyhun Atuf Kansu’nun 1950’de yazdığı ve şahsen benim de öğretmen konulu şiirlerin başında sürekli liste başı yaptığım bir şiirdir. 2000 yılında aynı isimle kaleme aldığım ve tiyatro metinleri içerikli hatırı sayılır internet sitelerinde yayınlandıktan sonra yalnızca bilgim dahilinde başta Sakarya olmak üzere, Hakkari, Rize, Ankara, Eskişehir ve gösterimine davet edildiğim halde o günlerdeki özel işlerim nedeniyle katılamadığım, ancak oyunumu sahneye koyan meslektaşımın görüntülerini bana gönderme inceliği sonucu kendi oyunumu ilk kez sahnelenmiş biçimiyle Uşak’takini izleme fırsatı bulduğum bir de oyunum bulunuyor.

Şimdi gelelim bu ünlü şiirin doğuş noktasına. Şiirin, şairi tarafından gıyabında atfedildiği kişi Şefik Eren Sınıg, 1925 yılında Konya’nın Seydişehir ilçesinde dünyaya gelir. Kü­çük yaşta annesini ve babasını kaybeder. Kimsesiz kalınca; o yıllarda Denizli'nin Çivril ilçesinde PTT Müdürü olan eniştesinin yanına gelir. Burada, ilçenin tek ilkokulu olan 30 Ağustos İlkokulu'nda öğrenime başlar. Çivrilli Osman Gürkan, Is­parta-Gönen Köy Enstitü­sü'nde tarım öğretmenidir. Çevresinde; zeki, çalışkan, yardıma muhtaç çocukları teş­vik ederek, çoğunlukla, okula kendisi götürerek, o çocukların öğrenim görmelerini sağ­lar. Şefik de bu çocuklardan biridir. Öğretmen Osman Gürkan, Şefik'i Isparta-Gönen Köy Enstitüsü'ne götürür. Orada, parasız yatılı okumasını sağ­lar. Ona bir baba şefkati göste­rip sahip çıkar. Şefik Sınıg, Gönen Köy Enstitüsü'nü bitirdikten sonra, Afyon’un Dinar İlçesi’nin Sütlaç Kö­yü İlkokulu'na öğretmen ola­rak atanır ve burada görevine başlar.

1949 yılı ekim ayında bir gün, görev yaptığı Sütlaç Kö­yü'ne yakın Bostancı Köyü'ne futbol oynamaya giderler. O köy­de Çivril'den ve Gönen Köy Enstitüsü'nden sınıf arkadaşı olan öğretmen Mehmet Ayde­niz görev yapmaktadır. Maç sırasında fut­bol topu patlar. Şefik Öğret­men ve arkadaşları, topu onarmak için okula giderler. Şefik öğretmen, topu tamir eder­ken okulun ara duvarı üzerleri­ne çöker. Yalnızca o ağır yara­lanır. O yıllarda, ulaşım koşulları hayli zor olduğundan Çivril’e güçlükle getirilir. Doktor Şerif Gürsel, ağır yara­lı olan Şefik öğretmeni mu­ayene ediyor ve omuriliğinin hayli ezilmiş olduğunu görü­r. Çaresiz bir şekilde, Çiv­ril'den Sütlaç'a geri götürülür ve orada okul odasında yatağına yatırılır. Hasta ya­tağının başında, öğretmen ar­kadaşı Mehmet Aydeniz köy­lülerden bir kaç kişi bekler. Ancak durum umutsuz­dur. Dünyanın bütün çiçeklerini, köy çocuklarını, öğretmen­lik mesleğini çok seven ide­alist öğretmen ölmek üzeredir. Gün boyunca sürekli olarak öğrencilerini, kaderleri kendisine benze­yen o köy çocuklarını sayıklar. Hep, dünyanın bütün çiçek­lerini yanına ister. Son sözleri şu olur: “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin.” Daha sonra, yaşama gözlerini yumar. Zorluklarla geçen yaşamı ne yazık ki böylesine acı bir olayla son bulmuştur. Artık, o çok sevdiği köy çocuklarından, okulundan ayrıdır. Bu acı olay, 1949 yılında ekim ayının bir perşem­be gününde meydana gelmiştir. Çivril'de de duyulan bu acı olay üzerine, bir grup öğretmen arkadaşı, bir kamyonla Şefik Öğretmenin ce­nazesini Çivril'e getirmek üzere Sütlaç'a gider. Yanlarında, beraber gittikleri öğretmenlerden birisinin Çivril'de konuğu olan bir üniversite öğrencisi de var­dır. O da çok üzülmüş ve duygulanmıştır. Şefik Öğretmen, arkadaşlarınca Çivril'e getirilir ve şehir mezarlığında toprağa verilir. Mezarının başına adı, soyadı, doğum ve ölüm tarihleri yazılı bulunan bir mezar taşı dikilir. Çivril'den öğretmenlerle beraber Sütlaç'a giden üniversite öğrencisi bu acı olayı şair Ceyhun Atuf Kan­su'ya, 1949 yılında İstanbul’da anlatır. Şefik Öğretmenin o duygu yüklü son sözlerini aktarır. Bu acı olayı ve son sözleri duyan Ceyhun Atuf Kansu çok duygulanır. Şefik Öğ­retmenin anısını, idealistliğini ölümsüzleştirmek için "Dünyanın Bütün Çiçekleri" adlı o duygulu, anlamlı şiirini kaleme alır. Öğretmen Şefik Sınıg, yıllar boyu yaşasın diye.

Gerçekten de "Dünyanın Bütün Çiçekleri" şiiri, yıllar boyu bir türkü gibi
söylenip durdu. Daha çağlar boyu da söy­lenip duracak. Anadolu'nun her köşesinde bir fısıltı gibi, Şefik öğretmen, dünyanın bü­tün çiçeklerini, köy çocukları­nı çağıracak. Kaderleri ona benzeyen, yalnızlıkta açan, kimsenin bilmediği o köy ço­cuklarını... Onlara son bir ders vermek için... Son şarkısını söylemek için...

Öğretmen Şefik Sınıg, bu şiirle artık ölümsüzleşmiştir. Şefik öğretmenin mezarının Çivril'de olduğunu pek fazla kişi bilmiyor. Onu tanıyan, bu gün hayatta olan emekli öğretmen arkadaşları mezarın yerini bil­mektedirler ve anısını ilk günkü canlılığı ile içlerinde yaşatmaktadırlar. Bu gün, hayatta olan, kendisini tanıyan arkadaşla­rı Osman Gürkan'ın oğlu emekli kütüphane öğretme­ni Turan Gürkan, emekli öğretmenler Rüştü Özen, Mehmet Reşit Akay ve Süleyman Erdem'dir. Emekli öğretmen Süleyman Erdem, Şefik öğret­menin mezarının Çivril'de olduğu konusunu yeniden gündeme getirir. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne, mezarın yeniden düzenlenmesi önerisini götürür. Öneri kabul görür ve yapılan düzenleme yakın tarihli bir 24 Kasım Öğretmenler Günü'ne yetiştirilir. Mezar taşına şiirin ilk ve son kıtaları yazdırılır. 24 Kasım'da mezarının ba­şında kısa bir tören yapılır. Emekli öğretmen Rüştü Özen, Ceyhun Atuf Kan­su'nun oğlu Işık Kansu'ya olayı haber verir. Çivril'e davet eder. Işık Kansu, yıllardan beri peşinde olduğu, araştırdığı olayın birden bire aydınlandığını duyunca, oldukça heyecanlanır, hemen Çivril'e gelir ve Şefık Sınıg'ın mezarını ziyaret eder. Onu tanıyan emekli öğretmen arkadaşları ve diğer kişilerle tanışır, konuşur. Daha sonra, Rüştü Özen ile birlikte Dinar'ın köy­leri olan Sütlaç ve Bostancı’ya gider. Amacı; o günlerin tanığı yaşlı kişileri bulup konuşmaktır. Sonunda amacına ulaşır ve o acı olayın can­lı tanıklarını bulup konuşur. Ora­dan buruk bir acı ile Çivril'e geri döner. Yıllardır arayışının mutlu so­na ulaşmasında katkısı olan Çiv­rilliler' e teşekkür ederek Anka­ra'nın yolunu tutar. Ankara yolla­rında babası Ceyhun Atuf Kan­su'nun "Dünyanın Bütün Çiçek­leri" şiirini daha bir anlamlı mırıl­danır.

Çivril'de Şefik Öğretmenin mezarının bulunduğu şehir me­zarlığı, yüksekçe bir tepededir. Bu tepe, özellikle ilkbahar ayla­rında renk renk çiçeklerle beze­nir. Burada her türlü çiçek boy verirken “Dünyanın Bütün Çiçeklerini getirin buraya” diye adeta o içtenlikli çağrısıyla dağa taşa haykırır. Dünya var oldukça da çağlar boyu bu haykırışını sürdürecek.

Bu bağlamda başta 147’si teröre kurban giden tüm şehit öğretmenlerimizi ve aramızdan ayrılan diğer öğretmenlerimizi sevgi, saygı, rahmet ve minnetle bir kez daha anarken, mesleğe kendilerini adamış tüm öğretmenlere de çalışmalarında başarılar diliyorum.

Şiirden kısa bir bölüm:

Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.