ATATÜRK BU MİLLETE ALLAH'IN BİR LÜTFUDUR

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü geçtiğimiz pazar günü 81. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgi, saygı, minnet ve rahmetle andık. Ruhu şâd olsun.

Şöyle bir bakıyoruz da onu seven insan seli, dünyada eşi benzeri olmayan bir üstelik de tümüyle kendi istekleriyle yıl boyu Anıtkabir’e koşan 10 Kasım günü sabahın erken saatlerinde yoğun bir katılımla yine Anıttepe’deydi. Minnet yüklü bu sevgi asla bitmeyecek ve bitmeyeceği gibi kıyamete kadar büyüyerek sürecek, buna yürekten inananlardanım.

Çoğu dış mihrak destekli kimi bağnaz, gerici, yobaz kafalar Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ü -bunu son yıllarda daha yoğun hissetmiş olsak da- öteden beri 'din' olgusu üzerinden vurmaya çalışıyorlar. Çünkü bu girişim hem aynı kafaları etkilemek hem de konuyu somut olarak savunabilmek ve kanıtlanabilirlik anlamında eksik yönlerinin olabileceğini düşündükleri için böyle bir yola başvuruyorlar. Hadi hadsizce ve arsızca bu eleştirileri tek tük yapanlar var. Kalemiyle kin ve nefret tohumları saçanlar var. Onun bu ulus için ne kadar büyük ve değerli bir lider olduğunu henüz kavrayamayan zihniyetler var diyelim. Heykellerine saldıranlar var. Peki, bu ülkenin yasaları tam olarak niye uygulanmıyor. 1951'de çıkarılan Atatürk'ü Koruma Kanunu'ndan söz ediyorum.

Atatürk'ü 'din' olgusu üzerinden yıpratmaya ve karalamaya çalışanların işlerine sırf böyle geldiği için ısrarla bu yönde çalışma yaptıkları ortada. Yok, efendim Atatürk dine zarar verdi. Yok, efendim Kur'an-ı Türkçeye çevirtti. Yok, hocaları astırdı. Yok, içki içerdi. Yok, şöyleydi böyleydi. İyi tamam da Atatürk bu ülkeye peygamber olarak mı gönderildi de bu tür eleştiriler alıyor. Senin hoca dediğin kişileri iyi araştır. Nasıl bir ihanetin içinde olduklarını çok iyi göreceksin. Kur'an iyi ki Türkçeye çevrildi. Çevrildi de içeriğini bu millet anladı. Niye çevrilmesin. Sakıncası ne! Allah'ın dili Arapça mı? Arapça mübarek bir dil mi? O zaman sizin kafalar "Biz bu kitabı okuyup anlaşılsın diye Arapça bir kitap olarak indirdik." ayetiyle temelden çelişmiyor mu?

Şimdi gelelim dinsizlikle sözde en zayıf yerinden Atatürk'ü eleştirmeye kalkan densizlere. Sizin maşalığınız parayla. Bu ülkede Mustafa Kemal odaklı kuyruk acıları çok büyük İngilizlerin desteğiyle kurulan hedefleri hep aynı olan 72 sözde tarikat da aynı. Bu ülkeyi topla tüfekle etmeyeceklerini anlayanlar da onlarca yıl öncesinden belirlemişler hain senaryolarını. Bu konuda kendi itirafları açıktır. Çünkü hem Çanakkale hem de Kurtuluş Savaşındaki kuyruk acıları hiç geçmedi ve geçmeyecek.

Bu konulardaki iftiralara kendini siper etmiş, çok değerli belgelere dayalı araştırmalarıyla konuyu derinlemesine inceleyen sevgili Sinan Meydan gazetedeki bir yazısında bakın ne diyor:

“Atatürk düşmanlarının öteden beri Atatürk’e saldırmak için kullandıkları en önemli yöntem, Atatürk’ün ‘dinsiz’ olduğu ve ‘dindarlara baskı yaptığı’ şeklindeki yalanı durmadan tekrarlamaktır. Yokluk ve yoksulluk içindeki bir toplumla önce emperyalizmi dize getiren sonra da çağdaş bir ulus yaratan Atatürk’ün, “onunla Allah arasında” kalması gereken din-inanç konusundaki tutumuna göre değerlendirilmesi, (gerçekten inanlar için söylüyorum) her şeyden önce günahtır! Çünkü din, Atatürk’ün de dediği gibi, ‘Allah ile kul arasındaki bağlılıktır’. Atatürk'ün inanıp inanmadığı, az ya da çok inandığı kişisel bir tercih olduğundan sadece Atatürk'ü ilgilendirir, ancak Atatürk'ün din düşmanı olduğu ve dindarlara baskı yaptığı’ iddiası herkesi ilgilendirir, bu nedenle de üzerinde durulması gerekir.

Atatürk'ün dinsiz gösterilerek Müslüman Türk insanının gözünden ve gönlünden düşürülmesi projesinin dış ayakları da vardır. Üstelik bu proje daha Atatürk'ün sağlığında başlamıştır. Örneğin, ‘Alman asıllı Ortadoğu uzmanı Kurt Ziemke, 1930 yılında ‘Die Neu Türkei’ (Yeni Türkiye) adında bir kitap yayımlamıştır. Bu kitapta Almanya’nın Türkiye’ye yönelik uygulaması gereken politika ve stratejisi anlatılmaktadır. Bu strateji ve politikalara göre: ‘İngilizler Musul’da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye’deki ayrılıkçı hareketlere destek verirken bir yandan Kemalist akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere başvurmuşlardır. Yapılması gereken Kemalist Cumhuriyetin hem din düşmanı, hem de Kürt düşmanı olduğu temasını ortaya atıp işlemektir.’ Ziemke'nin bu projesi doğrultusunda dış ve iç Türkiye Cumhuriyeti düşmanları Atatürk’ü dinsiz gösterme propagandasına ta 1930'larda başlamışlardır.

Atatürk, daha 7 yaşında annesi Zübeyde Hanım’ın isteği ile Kuran-ı Kerim’i hatmetmiştir. 8 Yaşında Kuran’ın tamamını ezbere okuyabilmektedir. (Atatürk bu gerçeği 1927 yılında Ankara'da ABD Büyükelçisine açıklamıştır.) Atatürk, daha çocukluk yıllarında Selanik’te Mevlevi-Bektaşi tekkelerine giderek ayinlere katılmıştır. (Falih Rıfkı Atay "Çankaya’da bu konuda bilgi vermektedir). Atatürk, Çanakkale Savaşı yıllarında yakın dostlarına, arkadaşlarına yazdığı mektuplarda Allah’a olan inancını dile getirmiş ve “Allah’ın inayeti sayesinde” bu savaşı kazanacaklarını belirtmiştir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında camilere, cem evlerine gitmiş, cuma namazlarını kılmış, cami minberine çıkıp “Allah birdir, şanı büyüktür” diye başlayan Hz. Peygamber’den övgüyle söz eden bir hutbe vermiş, TBMM’yi tekbir ve dualarla açtırmıştır. I. TBMM’de girişte hep bir hafıza Kur’an okutmuştur. Aynı şekilde Cumhuriyet döneminde Topkapı Sarayı’nda Kur’an okutma geleneğini sürdürmüştür. Atatürk, özel hayatında fırsat buldukça Kur’an okumuş veya Kur’an okutup dinlemiştir. Özellikle özel hafızı Hafız Yaşar Okur’a Kur’an okutmuştur. Atatürk zaman zaman da manevi kızlarından Nebile’ye ezan ve Kur’an okutup dinlemiştir. Atatürk’ün en yakın arkadaşı Fevzi Paşa ve annesi Zübeyde Hanım beş vakit namazlarını kılan, İsmet Paşa ise elinden geldiğince ibadetlerini aksatmayan insanlardır. Atatürk çevresinde namazlarını kılan ibadetlerini yapan herkese çok saygılı davranmıştır. Atatürk Kurtuluş Savaşı sırasında tuttuğu özel notları arasında zaman zaman “Hafızı çağırıp Kur’an okuttuğunu” yazmıştır. Yine özel notları arasında “Tanrı birdir ve büyüktür.” notu göze çarpmaktadır. Atatürk, cumhuriyeti ilan ettikten sonra 1932 ramazan ayında dönemin tanınmış hafızlarını köşke çağırarak onlara Kur’an okutup dinlemiştir. Makamla Kur’an okunmasına büyük önem veren Atatürk, hafızların makam hatası yapmamalarına ve ayetleri tane tane okumalarına büyük önem vermiştir. Atatürk, 1930’larda Çanakkale Şehitleri için her yıl Çanakkale Mehmet Çavuş abidesi önünde mevlit okutmuştur. Aynı şekilde her yıl annesi Zübeyde Hanım’a da mevlit okutmuştur. Atatürk döneminde okullarda din eğitimi devam etmiştir. Köy ilkokullarında din derslerinde “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” adlı kitap okutulmuştur. Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılan yüzlerce camiyi onarttırmış ve yeniden yaptırmıştır. Hatta Eskişehir Mihalıççık camisini cebinden 5000 lira verip yeniden yaptırmıştır. Ayrıca Atatürk’ün yurt dışında Paris ve Tokyo camilerinin yapımına katkıda bulunduğuna ilişkin kanıtlar vardır. Atatürk, İslam dünyasıyla da yakından ilgilenmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında İslam dünyasının desteğini yanına alan Atatürk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da İran-Irak ve Afganistan gibi Müslüman ülkelerle Sadabat Paktı’nı kurarak, Hıristiyan haçlı saldırılarına karşı Müslüman ülkelerle birlikte hareket etmiştir. Atatürk, Müslüman ülkelerin liderleriyle de çok iyi ilişkiler geliştirmiştir. Örneğin Afgan Kralı Amanaullah Han ve İran şahı Rıza Pehlevi ile kişisel dostluk kurmuştur. Atatürk, 1937 yılında Filistin’e yönelik bir Siyonist-Haçlı Hıristiyan saldırısı olacağını haber alır almaz “Filistin’e el sürülmez” diye bir bildiri yayınlayarak Müslüman Filistinlilerin yanında olduğunu herkese göstermiştir.

Tarihe oldukça meraklı olan Atatürk, en çok Hz. Muhammet’ten etkilenmiştir. Onun savaşlarını bütün detaylarıyla öğrenmiş, liselerde okutulan Tarih kitaplarında İslam tarihi bölümünün yazımına bizzat katkıda bulunarak bu kitaplarda Hz. Muhammed’in savaşlarını anlatan haritaları kendisi çizmiştir. Tarih çalışmaları sırasında Hz. Muhammet’i eleştirmeye kalkanları, “Hz. Muhammet’in kıymetinden habersiz cahil serseriler bizim tarih çalışmalarımıza katılamazlar.” diye azarlamıştır. Hz. Muhammet’ten, “Benim senin adın silinir ama o ölümsüzdür” diye söz etmiştir.”

İşte Sinan Meydan’ın o çok değerli araştırmaları sonuncunda ortaya koyduğu teşhisleri. Buyursunlar bakalım, iyi tanısınlar dinsiz(!) diye karalayıp durdukları Atatürk’ü. Çünkü bu densizlerin ellerinde etkili olabilecek başka bir malzeme yok. Bir bakıma acizliklerinin göstergesi olarak yıllardır süren bu iftira ve karalama kampanyası. Daha da yetmedi, 10 Kasımlarda ‘put mut’ söylemleri. Senin sulu beyninin içini örümcek yuvası sarmışsa ben sana daha ne anlatayım ey yobaz! Yaşamları boyunca başkasının önünde eğilenler, bir dakika gururla dik duranları anlayamazlar ki…

Ancak yine de konuya yalnızca at gözlüğüyle ve büyük bir önyargıyla bakanlar şöyle bir oturup düşünseler tüm bu taşların yerine nasıl da oturduğun görecekler. Oysaki o çok iyi bildikleri kendi öz tarihlerinde benzer ne tür olayların geliştiğini, ne tür dolapların döndüğünü, ne tür entrikaların çevrildiğini çok iyi anlayacaklar ama nerede? Örneğin Selçukluyu çökertenler “Türkmenlerin yönetim üzerinde söz hakkı yoktur” diyen Arap sevdalıları, Osmanlıyı “Türk değil, Osmanlı diyeceksiniz.” diyen devşirme kriptolar çökertti. Projeler öyle sanıldığı gibi yeni de değil. Çok eski. 1071’den bu yana faaliyette olan zihniyet artık oynadı. Öyle sanıldığı gibi dikkat çekici haçlı elbiseleri de giymiyorlar. Onlar hiç çaktırmadan belki de bizden birilerine dönüşmüş kılıklarıyla aramızda geziyordur kim bilir.

Yıllardır yaz dönemlerinde Ardahan Damal’da Atatürk silueti yansıyor dağın eteklerine. Binlerce insan taşınıyor merakla. Ona benzeyen gölgesi bile etkileyici.

Yıllardır ‘19 Mucizesi’ dolaşıyor kitaplarda, dergilerde, sosyal paylaşım sitelerinde. Mustafa Kemal’in yaşamında da fazlasıyla yer alan 19 sayısı ve katlarından. Öyle az buz da değil. Onlarca 19 sayısı ve katları… Tıpkı ismin tamamı gibi, tıpkı bir güneş gibi doğduğu 1881 gibi, öldüğü 1938 gibi, yaşı 57 gibi. Bandırma Vapurundaki yolcu sayısı gibi, tıpkı isyan bayrağını açtığı 19 Mayıs 1919 gibi.

Yılda 10 milyona yakın insan koşuyor Anıtkabir’e. Tümüyle içten gelen vefa ve minnet duygusunun gereği olarak.

Hepsinden de öte öyle yürekler var ki bu ülkede hem de milyonlarca, hem de küçük büyük, hem de mangal gibi yürekler… İşte bu yüreklerden söküp atmak olanaksızdır bu ülkenin tapusundaki en büyük imzanın sahibinin sevgisini.

Sözcükler yetmiyor ki seni anlatmaya. Vatan sen, bayrak sen, toprak sen...

Sözcükler yetmiyor ki seni anlatmaya. Abece sen, okul sen, öğreten sen, öğretmen sen…

Sözcükler yetmiyor ki seni unutturmaya. Tarih sen, zafer sen, Çanakkale sen, Cumhuriyet sen…

Sen, tarihe sığmaz Mustafa Kemal’sin. Kısaca tapusunda imzan bulunan Türkiye sen...

Ne diyordu 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar:

“Atatürk’ü sevmek her Türk vatanperveri için milli bir ibadettir.”

Saygılar büyük Atatürk. Her şey için binlerce teşekkürler!!!

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.