HOŞÇA BAK ZATINA

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

 (Şeyh Galip)

“Ey insanoğlu! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş, iyi bak; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.”

İnsan olmak ya da insanı kamil olmak. İnsan oğlu yaratılmışların en hayırlısı “eşref-i mahlukat”tır.

İsteyerek meleklerden bile üstün olabilir, Allah katında. Yine isteyerek kendine verilmiş olan  irade sayesinde en hakir, en zelil, en vahşi bir yaratıktan da aşağı olabilir.

Kadın cinayetleri, toplu aile ölümleri veya katliamları, medya veya sosyal medya trolleri, okuduğu yazardan veya gazeteden başka doğru kabül etmeyenler, meydan dayağı yiyen bir kadına veya bir insana yardım etmeyenler veya edemeyenler, sınıf arkadaşlarını öldüresiye döven lise hatta ortaokul öğrencileri… ne oluyor bize gerçekten nereye gidiyoruz?

Senin hırsızın-benim hırsızım algısı… dinini, inancını siyaset terazisinde ölçenler, Allah’ın – dinin kesin hükümleri ortada iken (kalbi bilmem hangi deterjanla yıkanmış, tertemiz) kendini cennetlik addedenler vs.

Haktan ve hakkaniyetten uzaklaşıp kendi doğrularını, kin ihtiras ve hevesleri adeta din diye yutturanlar ve bunlara goygoyculuk yapanlar. Sahi biz nereye gidiyoruz? Ne oldu adalet duygumuza? Bu adalet bir gün herkese lazım olmayacak mı? Vatan millet sevgisi ne oldu? Senden olmayan, senin gibi düşünmeyen vatan haini mi oldu? Ya da olacak. Bu işin genel kıstasları ne olacak? Hani meşhur (af edersiniz) eşek – merdiven hikayesi vardır?... “Halep

ordaysa arşın burada.” Hamaset ve alkış bazı doğruları değiştirir mi?

Devlet olarak binlerce yıllık gelenek ve kültürümüz var, “Devlet ebet müddet” anlayışımız var. Ve tüm bu anlayışların temeli millettir, halktır, insandır. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” İktidarlar için değil, Devlet ebet müddet içindir. Zulm ile abad olunmaz. Öyleyse kucaklayıcı, ihata edici ve hoş görülü olmalıyız. Devletten ve yöneticilerden bu istenirken her kademede yöneticiden, aile reislerinden ve her insandan da beklenmektedir. Damarlarımızda dolaşan asi kanı, vahşi duyguları kontrol edip “İNSAN” olduğumuzu hissetmeli, nefsin, şeytanın ve şehevi arzuların esiri olmamalıyız. Sosyal medya aklıyla değil, araştırarak, sentezleyerek, okuyarak sonuca ve hükme varmalıyız. Sosyal medya, internet vb. salvo ateş alanları bizi kimin eliyle nerelere sürüklüyor bunu iyi düşünmeliyiz. Bu mecralar sadece haberleşme amacıyla kullanılmalı. Fazlası bize zarar veriyor. Bazen, bir üst akıl, insanları birbirine düşürmek için mi bu araçları icat etti, diye düşündüğüm oluyor. Cambaza bak misali, biz

kavga ederken birilerinin kendince kutlu hedefine ulaştığı kesin. Bizi safiyane bir şekilde (şunun içi şu zincir var, bunun için şu zinciri yapıyoruz) komutlarına uyarak kimlere ne milyonlar kazandırıyoruz farkında mıyız? “Bizi maksada ulaştıran her yol mubahtır.” felsefesini bırakmalı, gemisini yüzdüren kaptandır, düşüncesini; makul, mantıklı, helal, adil ve adaletli hakkaniyet rotasına oturtmalıyız. Bir dostumun naklettiği şu hikaye çok manidardır.

“Yahudi asıllı bir Rus, İsrail’e göçme iznini alır. Gümrük çıkışında, Ruslar, bagajını denetlerken elbiselerin arasında Lenin’in büstünü bulurlar… Görevlinin, “Bu nedir?” sorusuna Yahudi: “Bu nedir, sorusu yanlıştır yoldaş; bu kimdir, demeniz gerekirdi! Bu, Lenin’dir; sosyalizmin temellerini atan, Rus halkına iyilikler getirendir. Ben de bunu bereketli günlerin anısı diye yanıma aldım… “ diye cevap verir. Rus görevli etkilenmiştir, kolayca geçirir Yahudi’yi. İsrail, Tel Aviv Havaalanında gümrük memuru büstü görür ve “Bu

nedir?” diye sorar. Yahudi bu defa: “Bu nedir, sorusu yanlıştır paşam; bu kimdir, demeniz gerekirdi. Bu Lenin’dir. Bu deli cani yüzünden Rusya’yı terk etmek zorunda kaldım. Yanıma aldım ki, her gün bakıp bakıp ona lanet okuyayım! Etkilenmiştir İsrailli görevli. “Tamam, geçebilirsiniz.” der ve Yahudi’nin girişine izin verir. Adam evine gelir, büstü büfenin üstüne koyar, gelişi nedeniyle de akrabalarına davet verir. Yeğenlerden biri, “Bu kimdir?” diye sorar. Yahudi, “Bu kimdir, sorusu yanlıştır kuzum; bu nedir, demen gerekirdi. Bu, on kilogram ağırlığında, yirmi dört ayar altın; vergisiz, gümrüksüz, üstelik KDV’siz!!!”

“At binenin, kılıç kuşananın.” demiş atalarımız. “Gemisini yürüten, kaptan” diye bir deyimimiz var. Sosyal medya platformlarında bir arpa boyu yol almadığımız halde, birbirimizle didişirken, zamanımızı israf ederken birileri atını alıp Üsküdar’ı geçiyor. Gözlüklerimizi değiştirme, hilkatimizin asıl gayesine yönelme vaktimiz gelmedi mi, ne dersiniz?

YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.

Hoşça kalın.

Bu habere yorumunuzu yazabilirsiniz.